Gönderen: benimgezilerim | Temmuz 20, 2011

İSVİÇRE

İSVİÇRE, ALP DAĞLARI VE KAYAK CENNETİ                     

İSVİÇRE

Tarihimizde önemli bir yeri olan ve barış adacığı olarak anılan, Alp dağlarının eteklerinde İsviçre’ye yaptığım geziyi anlatmak istiyorum. İsviçre denildiğinde akla ilk gelen Alp dağları, kar ve kayak olur.Yüzölçümü orta Anadolu’dan  küçük olsa da, Avrupa’nın en zengin ülkesidir İsviçre.

 

 Alp Dağlarının etekleri

    İsviçre nasıl bir ülke? , bu duygu ve düşüncelerle Fransa’nın Strasborg şehrinden trenle yola çıkıyorum. Hep duyarız İsviçre bankalarındaki para hesapları,Alp dağları kayak ve Alp dağlarında dedesiyle beraber yaşayan masal kahramanı Heidi’nin ülkesidir İsviçre.Avrupa da yaşam ve ulaşım toplu taşımacılık üzerine kurulmuştur. Otobüs taşımacılığı olsa da günde bir seferle, size hitab etmez, saatleri uymaz. Fakat Avrupa’nın her yerine tren ulaşmak için, her gün değişik saatlerde birkaç sefer bulabilirsiniz.AB ülkelerinde pasaport kontrolü kalktıktan sonra, şengen vizesiyle bir AB ülkesinden giriş yaptınız mı, Avrupa’nın her tafrana, hiçbir kontrol olmadan elinizi kolunuzu sallaya sallaya gitmeniz büyük bir rahatlık.Senelerce anlamsız bir sahiplenme duygusu yüzünden, her sınırda yapılan pasaport kontrolü ile insanların ulaşım hakkı engellenmiş ve anlamsız zorluklar getirilmiştir.Hele Avrupa dışında bir ülkenin vatandaşı iseniz, vize almakta yaşanan problemler çabası.

Tren yolculuğum sırasında Strasborg’dan İsviçre’nin Bassel şehrine ilerlerken bir yandan da karlı dağlara bakıyorum.İlkokuldayken , Alp dağlarının karlı tepelerinde bir dağ evinde yaşayan Heidi’nin evi de bu karlı yamaçtaki küçük evlerden biri gibi miydi?.Manzaranın güzelliği adeta beni büyülemişken, İsviçre polisinin, beni hayal aleminden uyandırıp, gerçek dünyaya davetiyle karşılaşıyorum.Arkadaş hoş geldin, pasaportunu görelim.Trende o kadar yolcu varken neden ben?.Her halde halimden yabancı olduğum anlaşılıyor.Pasaport kontrolü ve üst araması ile karşılaşıyorum. Senelerce Avrupa’nın bir yerinden başka bir yerine elimi kolumu sallaya sallaya gezmeye alıştığımdan, hiç beklemediğim bir, “hoş geldin” karşılaması !.T.C. pasaportuna sahip olmam sanırım onlar tarafından, olayı daha da hassas incelenmesi gereken bir vaka durumuna getiriyor .Üst aramasından sonra, nereye gideceğime, alkol kullanıp holiganlık yapıp yapmayacağıma, üstümde ne kadar para olduğuna dair bir çok soruyla karşılaşıyorum. Daha adımımı atar atmaz, bu hoş geldin karşılamasından dolayı, medeni olduğu ileri sürülen bir ülkede medeni olmayan bir şekilde karşılandığımı düşünüyorum !.İsviçre’nin Bassel şehrine inince ilk önce pasaport kontrol noktasını görüyorum.Tabi her kes elini kolunu sallaya sallaya geçiyor. İsviçre , Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği üyelik tekliflerini reddetmiş, Avrupa’nın bağımsız ama zengin ülkesi olarak kalmayı seçmiş.İsviçre AB ülkesi değil, ama son yıllardaki uygulamayla AB  ülkesi vatandaşlarının ve şengen vizesi sahiplerinin pasaport kontrolü olmaksızın ülkeye girişine serbestlik getirilmiş.Yaşamı kolaylaştıran bu pratik uygulamaya İsviçrelilerin uyum sağlaması zaman almış.

Tren istasyonları yaşamın kalbi.

Senelerce bu kapıda pasaport kontrolü yapılmış, insanlar boş yere uğraştırılmış, sırada bekletilmiş.Şimdiyse ellerini kollarını sallaya sallaya giriyorlar.Siz insanlara burası bizim mesajını verebilmek için, boşuna senelerce zamanlarını çaldınız, şimdiyse herkes rahatça geçiyor, size ne zararı dokunuyor?.Her ne kadar medeni diye bahsedilse de ülkeyi gezdikçe aslında medenilikten ziyade Avrupa’nın en tutucu insanlarının bu ülkede olduğunu anlıyorsunuz. İsviçre yeniliklere ayak uydurma noktasında problemli bir ülke, gezdikçe bunu hissediyorsunuz.

Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda örnek alınmış ve hukuk oluşturulurken dahi İsviçre medeni hukukundan alıntılar yapılmış.Bizde okul kitaplarında bunu hep böyle okuduk ve İsviçre’nin çok medeni bir ülke olduğunu düşündük.Fakat şu var ki Osmanlı zamanında Avrupa’da eğitim gören hukukçuların tamamına yakını İsviçre’de eğitim görmüştü, diğer Avrupa hukuklarını bilmediklerinden,  zaten önlerinde İsviçre medeni hukukuna !, uygun yasalar oluşturmak dışında başka birde seçenekleri de yoktu.Medeni hukuku yapanlar  tüm  hukukların incelenip, en sonunda İsviçre medeni hukukunda karar kılmış değillerdi.Bu arada medeni hukukunu örnek aldığımız, İsviçre’nin kadınlara seçme ve seçilme hakkını 1971 yılında verdiğini söyleyerek, ne kadar medeni olduğunun takdirini sizlere bırakayım.

İsviçre üç ülkenin kesişim noktasında kalmış bir toprak parçası.Halkı Fransız, İtalyan ve Almanlardan oluşuyor.Fakat herkes diğerlerinin de dillerini biliyor ve etkin , üç farklı kültürü var. Bu farklılık mimariye de yansımış şehirler üzerindeki yapılaşmalarda hemen kendilerini gösteriyor. İtalyan bölgesindeki şehirler daha dar sokaklara sahipken, Alman bölgesindekiler daha düzenli.

1 Ağustos 1292 senesinde Orta İsviçre Kantonları’ndan bağımsızlığını kazanan 3 bölge ile, konfederasyonun oluşum süreci başlamış ve İsviçre tarih sayfalarındaki yerini almış. Anayasası 29 Mayıs 1874 tarihinde kabul edilmiş. Günümüzde İsviçre 26 bölgeden oluşan bir konfederasyon.Bu bölgeler iç işlerinde serbest olmalarına rağmen dış işlerinde Federal Parlamentoya bağlılar.

     Bassel ve Ren Nehri

BASSEL

Strasborgdan tren yolculuğuyla Bassel’e  varıyorum.İsviçre’nin tüm nüfusu 7 milyon civarında, Bassel şehrinin nüfusaysa 180 bin civarında.Küçük olmasına rağmen tanınmış bir şehir.İsviçre, Fransa, Almanya arasında yer aldığından, ticari fuarlarıyla ön plana çıkıyor. Avrupa’nın en büyük fuar merkezine de sahip olan bu şehir, İsviçre’nin fuar şehri olarak adlandırılıyor. Bassel ülkenin aynı zamanda en eski üniversite şehri. İsviçre’nin toplam gelirinin üçte birinden fazlasının bu şehirden sağlandığı söyleniyor. Kentin özellikleri bölgelerine göre değişiyor; kuzeyi sanayi, güneyi ise ticaret ve kültür merkezi sıfatlarını taşıyor.

İstasyondan çıktıktan sonra , Ren nehri adeta sizi çağırıyor.Yürüyerek nehre doğru ilerlerken, araçların karşıdan karşıya geçerken sizi beklediklerine şahit  oluyorsunuz. Ne kadar Türkiye’deki trafiği hatırlatıyor !, diye düşünüyorum.İnsana saygı buradan başlıyor, trafikte bir yaya yol vermeyi  bir anlayış haline getirenler, günlük yaşamda da, başka insanların haklarına saygı göstermeyi otomatiğe  bağlıyorlar.

  Bassel’in korunmuş mimarisi

Eski şehir diyebileceğimiz kısım Ren Nehri’nin civarında.Tarihi doku korunmuş, ihtişamlı binalar nehir boyunda yer alıyor. Katedral meydanı Münsterplatz, yıl boyunca konser, açık hava sineması gibi çeşitli etkinliklerin yapıldığı bir yer.Civarında değişik konularda müzeler var.Tarihi evleri, otantik güzellikleri ile Bassel mutlaka görülmesi gereken bir şehir. Eski Bassel olarak nitelendirebileceğimiz ve nehrin iki tarafını süsleyen tarihi yapılar görülmeye değer.En önemli eseri Münster Katedrali.1019 senesinde yapımı tamamlanan ve 16. yüzyılın ortalarına kadar şehirde bulunan tek katedral olma özelliğini taşıyan Münster Katedrali, düşünür Erasmus’un da mezarını içinde bulunduruyor.Basel Sanat Müzesi: Basel’de yaşamış Hans Holbein, Konrad Witz ve Arnold Böcklin’in eserlerine ev sahipliği yapan bu müze, 17. yüzyılda kurulmuş.

   Cenevre

CENEVRE

Bassel’den trenle Cenevre’ye devam ediyorum.Cenevre Fransa’nın içlerinde kalmış, halkın ağırlıklı Fransızca konuştuğu, bir kongre şehri. Cenevre’nin halkı Fransız kökenli ve eski şehrin görkemli binaları, eski evleri, heykelli meydanlar ve karşımızda kocaman bir göl? Alpler ve Jura dağlarının eteklerinde, dünyanın en büyük göllerinden olan Leman gölü çevresine kurulmuş olan Cenevre’ye girdiğiniz an, gürültüden uzak,sakin, huzur içinde bir şehre geldiğinizi hemen anlıyorsunuz.Şehir nüfusunun 3 te birini ticari işlerden dolayı yabancıların oluşturuyor ve  İsviçre’nin ikinci büyük şehri.Nedense genelde Avrupa’da kentlerin, nehir ve göl  kenarlarına kurulmuş olması çok hoşuma gider.Sanırım bunun sebebi su sesinin insana verdiği huzur.Osmanlıda, da su sesi hastaların tedavisinde kullanılmış, kazandırdığı doğal güzellik yanında nakliyede sağladığı avantajda önemli.

Kuğular

İlk önce ilgimi Leman gölü çekiyor.Göl kenarında, kuğulara ve bir çok hayvana, halk tarafından yem verildiğini görüyorum.Hayvanlar tarafından yemler kapışılırken, seslerinden oluşan harika bir seranomi ile karşılaşıyorum.Cenevre’nin bir çok güzel tarihi yapısı var ama sanırım aklımda kalacak en önemli hatıra bu olacak.Otellerin, Avrupa ortalamasına göre pahalı olduğunu söylemek lazım.Uygun fiyatlı otel ararken, bir üniversitenin pansiyonuna giryorum.derler ya “her taşın altondan bir Türk çıkar” diye, orada da Türkiye’den öğrencilerle karşılaşıyorum.Şehri dolaşırken görebildiklerim, Jet d’Eau adı verilen ve 140 metre yükseğe su fışkırtan çeşmesi önemli ziyaret yerlerinden biri.Leman gölü ve Cenevre gölünün kenarındaki, 11. yy yapılmış  Chillon Şatosu görülmeye değer.Cenevre, Kıbrıs’ın kaderini belirleyen ve görüşmelerin yapıldığı şehir, Kıbrıs harekatı için , meşhur,”Ayşe tatile çıksın” sözü de ,bu şehirde yapılan görüşmeler tıkanınca söylenmiş.

Ektruzyonun ilk atası

Ayrılırken istasyonda portatif olarak kalem yapımını anlatan robotların yaptığı gösteri çok dikkatimi çekiyor.Ektruzyon teknolojisinin plastiklerden gelme olduğunu düşünüyordum.Fakat bu işin kalem imalatıyla başladığını ve tarihinin çok daha eskilere gittiğini Cenevre’de öğreniyorum.Robotlar önce bir ektruderde kalem içi olan kurşunu, şerit halinde çekiyor, sonra 5’li olarak alt, üst tahtalara yapıştırıp, 5 li bloku da da tek tek kesip, tornalayıp kalem yapıyorlar.Gezme sayesinde kitaplarda okuyamadığım bir şey daha öğrenmiş oluyorum.

    Lozan anlaşmasının imzalandığı Rumine Sarayı

 LOZAN
İsviçre’nin Türkiye tarihinde de önemi büyüktür. Bundan sonraki durağımız tarihimizde önemli bir yeri olan ve okul kitaplarında sürekli söz edilen bir şehir. 1.Dünya Savaşı’nın bitimini resmileştiren Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923′de Lozan’da  Rumine sarayında  imzalanıyor.Ripon meydanındaki bu görkemli saray, annesi Lozan’lı olan bir Rus prensi tarafından üniversite binası olarak yaptırılmış.Günümüzdeyse Lozan kent meclisi burada çalışıyor.

Lozan

İsviçre’nin sportif merkezi olarak ta anılan şehir, üç tepe üzerine kurulmuş 
Eski şehir merkezindeki otantik yapılara bakmak insana zevk veriyor.Avrupa şehirlerinin çoğunda tarihi mimari korunmuş.Bu yapılar içindeki Notre Dame katedraliyse şehrin sembolü olarak anılıyor. Avrupa’nın her şehrinde olduğu gibi burada da çok sayıda Türkler karşılaşabilir şehir hakkında bilgi alabilirsiniz.Karnınız açıkmışsa bir yandan lokantada Türkiş döners yerken, diğer yanda da şehirde nerede uygun otel var, istasyon, hava limanına nasıl gidilir,  gece kulübü, bar nerde bulunur, diye sorarsanız?,size yardımcı olurlar.

Fakat sanat galerisi, müze gibi yerleri sorarsanız alacağınız cevap bellidir, “bilmiyorum”!.Adam belki senelerce her gün önünden geçmiştir, fakat hayatında bir kez dahi merak edip, bu müzede neler sergilenir?, sanat galerisinde ne tür tablolar vardır ?,diye içine girip bakmamıştır.hatta orasının müze, sanat galerisi olduğunun dahi farkında değildir.İyisi mi ,Siz bu tür sanatsal etkinliklere müzelere merakıysanız, tren istasyonuna indiğiniz zaman Avrupa’nın bir çok şehrinde olduğu gibi turist başvuru bürolarından şaşmayın.Size verecekleri ücretsiz haritada, müzeler, sanat galerileri, şehrin önemli yapıları olacaktır.Bu harita yardımıyla, kimseye sormadan buraları gezebilirisiniz.Spora meraklı olanlar, başlangıçtan günümüze kadar olimpiyatla ilgili geçmişi anlatan resim ve aletleri olimpiyat müzesinde gezebilirler.Bu eşsiz müzenin Lozan’da olması dolayısıyla, Uluslar arası Olimpiyat Komitesi’ni de merkezi bu şehirde.Lozan halkı, 1992 kış olimpiyatlarının Lozan’da yapılmasını  referandumla ret etmiş.Sebebi  de  olimpiyat için yapılacak binaların, kentin tarihi ve doğal yapısını bozacak olması. 

   Montraeux ve Leman gölü.

MONTRAEUX                                                                                                                           Tarihi dokunun iyi bir şekilde korunmuşluğunu Montraeux şehrinde görebiliyorsunuz.Gerçi Montraeux’un ortasındaki gökdelen bu güzel görüntüyü bozsa da,  tarihi dokunun korunmasına büyük özen gösterilmiş.Boğazların kaderini belirleyen, ülkemizi derinden etkileyen Montrö Antlaşması da Montraeux şehrinde imzalanmış.Montreux Türkiye’ de Boğazları kapsayan anlaşmasıyla bilinir, ama tüm dünyada 1967 yılından beri her yıl Temmuz ayında yapılan ünlü “Montreux Caz Festivali” ile tanınır.Temmuz ayında festival boyunca sahne ve konser salonları yanı sıra sokaklarda da ücretsiz açık hava caz gösterileri düzenleniyormuş, ben kışın gittiğim için denk gelemedim. Montreux’ da ilk dikkati çeken göl kenarındaki muhteşem görünüşlü bir şato, 13.yy da yapılmış olan “Chateau de Chillon” Leman Gölü kıyısındaki görülecek önemli bir yapıt. Roman ve şiirlerde adı geçtiğinden, bu sayede de meşhur olmuş bir şato.Şatoda en çok dikkat çekende tavanlardaki ahşap işçiliği.

   Bern

BERN
İsviçre’nin başkenti ve 26 bölgenin merkezi.Tarihi otantik binaları arasında, sokaklarında fayton ile gezilebilen, sakin ve tertemiz, çok eski bir yerleşim tarihine sahip. Bern Aar nehri etrafında yerleşmiş ve nehir tarafından sarmalanmış, bir yarımada üzerine kurulmuş. Parlamento binası önündeki İsviçre’nin 26 kantonunu simgeleyen 26 adet fıskiye ile yapılan su oyunları çok eğlenceli.Ünlü bilim adamı Albert Einstein da Bern’ de yaşamış ve evi şu anda bir müzeye dönüştürülmüş.Einstein İsviçre vatandaşı olduktan sonra Bern’ de yaşamış ve izafiyet teorisini de Bern’ deyken duyurmuş.
  

   Zytglogge, çanlı saat kulesi.

Ayrıca 1530 yılında yapılmış olan “Zytglogge” (çanlı saat kulesi), Bern’in en önemli tarihi değerlerinden. Zaten saat denince akla İsviçre geliyor.Ayrıca bilindiği gibi saat üretimi konusunda da dünyanın en ünlü ülkelerinden biridir. Şık ve pahalı saatlerin yanında, daha uygun ve sportif saatler bulmanız ve bu saatleri anavatanından almanız İsviçre’de mümkün . 

  Zürich ve Limmat Nehri

ZÜRİH
Bir milyonu aşan nüfusuyla ülkenin en büyük kenti Zürich, Limmat Nehri’nin iki yakasına kurulmuş. Avrupa’nın en önemli kültür ve alışveriş merkezlerinden biri olan kentte, 10 farklı müze bulunuyor. Ancak Zürih son derece pahalı bir kent. ‘Yeni Berlin’ olarak da adlandırılmaya başlanan şehir, bankaların merkezi olma özelliğini taşıyor.Filimler de, gazetelerde hep duyarız, “İsviçre bankalarına yatan paralar”, diye. Burası dünyanın bankacılık merkezi.Tabi burada, benim gezmemden, “parayı buldu, İsviçre’deki bankalara  yatırmak için gitti” diye düşüneniz varsa yanılıyor.Zürih’e gidişimin tek sebebi gezmek ve uzaktan da olsa , miktarını rüyalarımızda dahi zor görebileceğimiz, bolca sıfırlı paraların yattığı binaları uzaktan görmek. Yoksa gezmekten para kazanmaya fırsat kalmıyor. Bankaların yanında çok ünlü mağazalar da bulunmaktadır. Söylenenlere göre caddenin altı, bankaların altın rezevleriyle doluymuş.

  Zürih

Tabi herkesin değişik bir anlayışı var, kimi bankadaki hesaplarının şişkin olmasıyla mutlu olur, kimide gezip yeni yerler, yeni insanlar , yeni kültürler görerek mutlu olur.Tercihinden dolayı kimseyi yadırgamadan Zürich’teki gezimize devam ediyoruz. 16. ve 17. yüzyıl evleri, eski mahkemeler ve tarihi çeşmeleriyle ilginizi çekecek binaları var. İsviçre’nin en büyük şehri olan Zürih, alışveriş açısından da en önemli şehirler arasında yer almakta.Bahnof (Trenyolu) Caddesi, Zürih’in en önemli caddesi.Zürih Gölü, Alplerin muhteşem manzarasını seyredebileceğiniz gibi, göl üstündeki yatların suyla dans edişini de görebilirsiniz.Romanesk Büyük Katedrali, 8. yüzyıldan kalma ve bu katedral, Zürih’in en önemli tarihi yapıları arasında.

  luzern Festivalleriyle ünlü

 LUZERN
Luzern şehrine de kısaca değinelim.Kuruluşu 1178 yılına dayanan bu şehir, önceleri bir balıkçı kenti iken zamanla önemini arttırıp bir ticaret şehri haline gelmiştir. Günümüzde kayak turizminin en canlı olduğu merkezlerden birisidir.Ayrıca Luzern Gölü, ünlü göl ve onu çevreleyen muhteşem Alp manzaraları görülmeye değer.Gölün batı kesiminde kalan Reuss Nehri bot gezileri için ideal.Şehir içindeki Ulaşım Müzesi, Otomobiller, trenler ve uçakları bünyesinde barındıran bu müze de görülmeye değer.

   Alp Dağlarında kayak zevki.

KAYAK CENNETİ İSVİÇRE

İsviçre, ‘kayak cenneti’ sıfatını tam anlamıyla hak eden enden bir ülke.Alp dağları ve kayak özdeşleşmiş durumda.İsviçre’nin yüksekliği 4 bin metreyi geçen 100’den fazla zirvesi vardır. Her sene yüz binlerce kayak tutkununu İsviçre’ye akın eder.Ünlü kayak merkezlerinden büyüklerini saymak gerekirse;

Crass-Montana

Crass-Montana: Cenevre’nin yakınında yer alan bu kayak merkezi, Crass ve Montana bölgelerinden oluşmaktadır. Crans daha yeni yapılanmış bir bölge olması dolayısıyla kayak olanağının yanında alışveriş yapabileceğiniz lüks butikleri ve dükkanları da bünyesinde barındırmaktadır.

 Zermatt

Zermatt: Dünyanın en ünlü zirvelerinden olan Alp Dağları’nın Matterhorn zirvesinin bulunduğu bölgenin hemen yamacında yer almaktadır. Pist dışı alanlarda kayak imkanı veren helikopter hizmeti de bulunmaktadır. Gece 

 Verbier

Verbier: Zürih’ten 2,5 saat uzaklıkta ki bu kayak merkez, Alp Dağları’nın en zor kayak pistlerine ev sahipliği yapmaktadır. İsviçre’nin güneybatısında yer alan bu merkez, 4 vadiyi birbirine bağlıyor ve kayak sporundan hoşlananlara güzel imkanlar sunuyor.

Grindewald

Grindewald: Zürih şehri sınırlarında bulunan bu kayak merkezi, üç değişik bölgesiyle tüm seviyelerdeki kayak tutkunlarına hizmet vermekte.Doğanın güzelliklerinin tadına vararak kayak zevkini yaşamanız için bu küçük kasaba ideal mekan.

St.Moritz

St.Moritz: İsviçre’nin İtalyan sınırına yakın bölgede bulunmaktadır ve dünyanın en eski kayak merkezidir.Kesinlikle İsviçre’ye gidilince ziyaret edilmesi gereken yerlerden.  Avrupa’nın en sosyetik kayak merkezleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunun sonucunda da fiyatlar biraz yüksek tabi.Burası 4 mevsim kayak meraklılarını ağırladığı gibi, kayak dışında yan aktivite olanakları , festivaller, yarışmalarda sunmakta. St. Moritz, Kayak dışında da eğlencenin hiç bitmediği bölgelerden birisidir. Zürih’ten 3,5 saatte St. Moritz’e ulaşabiliyor.

  

 Davos

Davos, uluslararası alanda kış sporlarının metropolü olarak ün salmıştı ve İsviçre’nin en doğusunda, Grissons Bölgesi’nde bulunuyor.Zürih’ten 2,5 saatte ulaşılabilen ve Avrupa’nın en uzun kayak pistine sahip olan Davos; her sene konukladığı yüz binlerce ziyaretçiye mükemmel tesisleriyle hizmet veriyor.

Wengen: Trenle çıkılan Alp Dağları gezisinin çıkış noktası olan bu köyde araç trafiği yasaklanmış. Manzaranın muhteşem olduğu bu bölgeye Zürih’ten 3,5 saate ulaşabiliyor ve kayak tutkunları için ideal bir mekan.

Turizm İsviçre için önemli bir gelir kaynağı.Ülkeyi gezen Turist sayısı 18 Milyona yaklaşmış ve neredeyse Türkiye’yi yaklayacak.İsviçre’nin turistik önemli şehirlerini ve kayak merkezlerini kısaca anlattıktan sonra, İsviçre’deki diğer tatil seçeneklerini anlatmak gerekirse, ülkenin değişik yörelerinde değişik  seçenekler bulabilirsiniz. Kayak seçeneğinin dışında, mevsimine göre göllerde yüzebilir, güneyde İtalyan tarzı sokak kafelerinde tatlı yiyebilir, vadilere akan şelalelerin güzelliklerine hayran kalabilirsiniz.Dünyanın en güzel sonbaharına İsviçre’de bulmak mümkün.Ekimde açılan kış sezonu Nisan’da son buluyor. Açıkhava aktivitelerine meraklıysanız yaz dönemi de Haziran-Eylül arasında ziyaretçilere kucak açıyor. Bunun dışındaki zamanlarda da göl gezileri, bisiklet turları ve kültür aktiviteleri değişik seçeneklerden olabilir. Sadece doğal güzellikleriyle değil, geçmişi ve kültürüyle de İsviçre çok ilginç ve gezilmeye değer bir ülke.

About these ads

Responses

  1. [...] İSVİÇRE:Tarihimizde önemli bir yeri olan ve barış adacığı olarak anılan, Alp dağlarının… [...]

  2. Bütün bu saydığınız yerleri görmek için can atıyorum. Fakat programımı ancak yaz tatiline ve biri 2, diğeri 13 yaşında 2 çocuğuma göre ve ucuz maliyetli olarak yapmak zorundayım. Bu konuda da fikir verir ve buraları gezmek için kaç günün yeterli olacağını söylerseniz sevinirim. teşekkürler.
    Fatma Nazlı
    fatmanazli@hotmail.com

    • isviçreyi hakkıyla gezeceğim derseniz her şehirde 1 gün kalsanız en az 7 gün bir hafta kalamanız lazım.Fakat otel fiyatları pahallı önceden hotel heostel sitelerinden bakıp program yapıp yer ayarlarsanız iyi olur. Her şehire bir gün yeter, zürih 50 km uzunluğunda geniş alana yayılmış, yazın göl manzarası göreceğim derseniz 2 gün ayırmak lazım.

  3. Kızım geçen yıl ETH-zürihte dr .eğitimine başladı dolayısı ile bir ayağımız bundan böyle İsviçre- Zürih’te olacak , bu nedenle bü ülke ile ilgili gezi izlenimlerinizi paylaştığınız için çok teşekkür ederim. Hora geçti doğrusu ..

  4. Yakinda isvicreye gidecegim bilgi icin tesekkurler

  5. sokaklarda niye insan sayısı çok az

  6. Selamlar..ben bursada cografya ogretmeniyimsitenizi cok begendim..bir sorum olacak..gittiginiz ulkelerde ulasim ve otel masraflari ortalama ne kadara bitiyor…tek basiniza mi geziyorsunuz.ne isle mesgulsunuz..yani bu kadar gezinin masrafi nasil karsilaniyor…cevaplari bekliyor yeni gezi notlarinizi merakla bekliyorum

    • isviçrede oteller pahalı 45 -60 Euro arasında en düşük bulabildim. belki daha ucuz hostel vardır ama fazlada araştırmadım.
      ulşaım trenler pahalı otubuslerle daha ucuza gidersin. mesafeye göre değişir. şehirden şehire 20-50 Euro arası gidersin. Ben piysada imlatla uğraşıyorum, gezide fazla para harcamazsan çok gitmez bu sana bağlı. Ucuz 20-25 Euroluk otellerde bazen hostellerde bazende hava limanı yada gece seyahatı ile otobuslerde geçirsen pek harcanmaz. Yeni sitem http://gezibehlulmetin.com/ ulaşabilirsin. İlginize teşekkürler, selamlar.


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Kategoriler

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: