ÜLKELER

BENİMLE     https://www.facebook.com/behlul.metin.41    FACEBOOK ADRESİNİ ARKADAŞ EKLEYEREK İRTİBAT KURABİLİRSİNİZ. GEZGİN ARKADAŞLAR EKLESİN

HİNDİSTANHİNDİSTAN; Hindistan bir milyar otuz milyon nüfusuyla ,Çin’den sonra en yüksek nüfusa sahip gizemli bir ülke.Bir ülke hakkında kitaptan ne kadar okursanız okuyun boş,gidip bizzat yerinde görmek yaşamak o kültürün insanları ile bir arada olmak gerekiyor.Gitmeden evvel , gideceğiniz yer gözünüzde buğulu bir siluet.Fakat o topraklara ayak bastığınız andan itibaren perde aralanıyor ve o coğrafyayı olanca netliği ile görmeye başlıyorsunuz.İstanbuldan 7 saatlik bir yolculuktan sonra Hindistana ulaştım.. Devamı için tıklayınız

HOLLANDA:Aslında özgürlüklerin yanı sıra Hollanda’yı tanımlamak için kullanılacak daha başka tanımlamalarda olabilirdi, yel değirmenleri ülkesi Hollanda, laleler ülkesi Hollanda.Hollanda Laleleri ile de ün yapmış ve Himalaya dağlarından uçan lale tohumları önce Osmanlıda lale bahçelerine konmuş, sonradanda rüzgarlar lale tohumlarını sanırım çok küvetli üfürmüş ki, bize kalmamış hepsini Hollanda’ya götürmüş.Türkiye’de lalenin ismi pek duyulmazken, Hollanda’nın dış ticaretinde çiçek ve tohumların, tabi lalenin, büyük bir yeri var…..Devamı için tıklayınız.

İSVİÇRE:Tarihimizde önemli bir yeri olan ve barış adacığı olarak anılan, Alp dağlarının eteklerindeki, İsviçre’ye yaptığım geziyi anlatmak istiyorum. İsviçre denildiğinde akla ilk gelen Alp dağları, kar ve kayak olur.Yüzölçümü orta Anadolu’dan  küçük olsa da, Avrupa’nın en zengin ülkesidir İsviçre.İsviçre nasıl bir ülke? , bu duygu ve düşüncelerle Fransa’nın Strasborg şehrinden trenle yola çıkıyorum.Alp dağlarında dedesiyle beraber yaşayan masal kahramanı Heidi’nin ülkesidir İsviçre.Avrupa da yaşam ve ulaşım toplu taşımacılık üzerine kurulmuştur. Devamı için tıklayınız.

TAYLAND:Bu yazımızda uzak doğunun turizmi ve doğal güzellikleriyle ünlü ülkesi Tayland’ı anlatmaya çalışacağım.Tayland’ın çok değişik bir iklimi var, kış yok.Bizdeki kış aylarında dahi, burada denize giriliyor ve tatil için en uygun zamanlar.Fakat muson yağmurlarının bolca olduğu zamanlar var.Hava güzelken bir yağmur başlıyor, her tarafı sel götürüyor, biraz sonra bakıyorsunuz hava tekrar açmış.Vietnamlılarla, Bengaliler’in karışımı olan Tayland halkına Tahi’ler deniliyor.Devamı için tıklayınız…

FRANSA:Bu yazımızda Fransa’da gördüklerimi anlatmaya çalışacağım.Fransa’ya olan yolculuğum Yeşilköy hava limanından Paris’e hareketle başladı.Sürekli isimlerini duyduğunuz yerleri görmek başka bir duygu, hele bu Fransa olursa.Tazminattan ve Osmanlının son dönemlerinden bu yana, aydınlarımız üzerinde Fransız kültürünün etkisi büyük olmuştur olmuştur.Özellikle Paris, başta ressam ve edebiyatçılarımız olmak üzere, bir çok aydınımızın yetiştiği şehirdir.Tabi yüz yıl önce insanımız sanat için giderken, son 25-30 senede bu durum değişmiş bulunuyor.Devamı için tıklayınız..

TAYVAN:Tayvan’ın başkenti Taipei’de düzenlenen plastik kauçuk fuarı vesilesi ile bu ülkeye gitme imkanım oldu. Gittikten sonra Tayvan’ın imalatla uğraşan sanayicilerin, pazarlamacıların ve ülkesinde sanayi yatırımları yapmayı düşünen idarecilerin mutlaka görmesi gereken örnek bir toplum olduğuna karar verdim. Eğer kalkınmak istiyorsanız bunun yolu teknolojiden ve makine üretiminden geçiyor. Avrupa’dan daha ziyade Tayvan örnek alınması gereken bir ülke.Devamı için tıklayınız..

ROMANYA;Romanya, geçmişimizde Osmanlı’nın sınırları içinde kalan bir ülke. Romanya hep merak ettiğim bir ülke oldu. Çok sayıda Romen’in Türkiye’ye kaçak işçi olarak gelmesi ve Komünist rejimin çökmesinden sonra, başka ülkelerde çalışmaya zorlayan, nasıl bir ortam olmuştu? Romanya’da ekonomik durum gerçekten bu kadar kötü müydü ? Bunları düşüne düşüne bir bahar günü İstanbul Laleli’den, Romanya’ya .Yine otobüsle yola çıkıyorum.Çünkü daha evvel haritada .. Devamı için tıklayınız

MISIR;Mısır gizemli piramitleri ve antik uygarlığı ile her zaman ilgimi çekmiş bir ülkeydi. Mısır’da yapılan , Plastik ve Kauçuk fuarını görmek aynı zamanda Mısırı’da gezmek için gittim.yola çıktığımda Türkiye’de kış tı.Tur firmalarını takip ederseniz, özellikle ölü dönem olan kışın çok uygun fiyatlarla Mısıra turlar olduğunu görürsünüz.50 Eurodan başlar,200 Euroya kadar çıkar.Tabi liman vergisi, başka hizmetler vs adı altında bu fiyatların üstüne bir 150 Euro daha biner.Bunlar fiyatı ucuz göstermek için …Devamı için tıklayınız.

İRAN;İran binlerce yıllık medeniyeti, tarihi ve kültürüyle önemli bir ülke.Bir Japon gezi ekibinin yaptığı ve TV’ler de gösterilen ipek yolu adlı belgeselini hatırlarsınız. Bu yol üzerindeki ülkelere gitmek hep özlemim olmuştu. Kum çölleri, yoldaki kervansaraylar, Asya’nın gizemli toprakları. Yüzyıllar önce gezginlerin bu yollarda korkmadan nasıl gittiğini düşünürdüm hep. İpek Yolundaki ülkelerden biri olan İran’a bir fuar dolaysıyla gittim. Gayem hem ülkeyi, hem de sanayinin geldiği durumu görmekti…Devamı için tıklayınız..

MAKEDONYA;Bu yazımızda sizlere adeta vatanımızdan bir parça olan bir ülkeyi Makedonya’yı anlatmak istiyorum.1375 yılında irmen zaferiyle Osmanlı topraklarına katılan Makedonya 650 yıl Osmanlı himayesinde kalmış.14.yy dan itibaren Karamandan gelen Türk boyları buraları vatan edinmiş.Bu topraklar elimizden 1912 yılında elimizden çıkmış.Genelde yorucu ve zaman alıcı olsa da otobüsle seyahat etmeyi severim.Çünkü yol boyunca hem çevreyi hem insanları, yaşam tarzlarını görüyorsunuz…Devamı için tıklayınız

ARNAVUTLUK:Arnavutluk yıllarca dış dünyaya kapalı bir ülke olarak kalmıştır. 1990’dan sonra sosyalist rejimin değişmesiyle yavaş yavaş kendine gelmeye ve dünyaya açılmaya başlamıştır. Arnavutluk’un başkenti Tiran’a ayak attığınızda baş döndürücü bir trafikle karşılaşıyorsunuz. 1990’a kadar özel araç kullanımının olmadığı Tiran’da sınırlı sayıda otomobil varken bugün 150 bini kayıtlı olmak üzere 250 bin aracın caddeleri doldurduğunu görüyoruz. Şehrin 1 milyonluk nüfusu ile araç sayısının orantısız olduğunu fark ediyorsunuz…Devamı için tıklayınız .

BOSNA HERSEK:Savaştan 12 yıl sonra bir Temmuz günü Sarayova hava alanına iniyorum.Yaz olmasına rağmen hava sağnak yağmurlu, savaştan çıkmış, hüzünlü bir ülkede ancak böyle bir karşılama olur diye düşünüyorum, gökler ağlıyor !.Aradan bayağı zaman geçtiği için savaşın izlerinin kapanmış olduğunu düşünerek geldiğim Sarayovada şehre adım attığım ilk andan itibaren yanıldığımı anlıyorum.Baktığınız her yer savaşın derin izleriyle dolu.Tamir edilmemiş yıkılmış, yakılmış binalar ve duvarlardaki kurşun izleri.. Devamı için tıklayınız.

KOSOVA:17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlığına kavuşan Kosova’nın toplam nüfusu 2,5 milyona yaklaşmaktadır. Bu nüfusun yüzde 88′i Arnavut, yüzde 7’si ise Sırp’tır. Geri kalan nüfusu ise Türkler, Boşnaklar, Çingeneler ve diğer milletler oluşturmaktadır. Kosova bayrağındaki 6 yıldızın, Arnavutları, Sırpları, Türkleri, Boşnakları, Torbeşleri ve Çingeneleri temsil ediyor.Kosova’da yaşayan Türklerin sayısının, tam olarak bilinmemekle beraber, 60 bin ve Türkiye’de yaşayan Kosovalıların sayısının ise 3 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir…Devamı için tıklayınız.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ:Bu yazımda Birleşik Arap Emirliklerini anlatmak istiyorum.Aslında B.A.P. insana fazla bir çağrışım yaptırmıyor ama Dubai dersem sanırım her kes daha rahat hatırlayacak bu isimi.Basra Körfezi ve Umman deniziyle bitişik Arabistan yarımadasının güney doğusunda minik bir ülke B.A.P.Nüfusu 2.5 milyon civarlarında ve halkın % 80 şehirlerde yaşıyor.Başkent Abu Dabi fakat başkentten daha çok tanınmış kentinde Dubai.Hep adı geçer, bende gidip bir göreyim dedim ..Devamı için tıklayınız.                                                            

ANA SAYFA

   MSN İÇİN:  oring_profil@hotmail.com                                              EKLEYEREK İRTİBAT KURABİLİRSİNİZ

HİNDİSTANHİNDİSTAN; Hindistan bir milyar otuz milyon nüfusuyla ,Çin’den sonra en yüksek nüfusa sahip gizemli bir ülke.Bir ülke hakkında kitaptan ne kadar okursanız okuyun boş,gidip bizzat yerinde görmek yaşamak o kültürün insanları ile bir arada olmak gerekiyor.Gitmeden evvel , gideceğiniz yer gözünüzde buğulu bir siluet.Fakat o topraklara ayak bastığınız andan itibaren perde aralanıyor ve o coğrafyayı olanca netliği ile görmeye başlıyorsunuz.İstanbuldan 7 saatlik bir yolculuktan sonra Hindistana ulaştım.. Devamı için tıklayınız

HOLLANDA:Aslında özgürlüklerin yanı sıra Hollanda’yı tanımlamak için kullanılacak daha başka tanımlamalarda olabilirdi, yel değirmenleri ülkesi Hollanda, laleler ülkesi Hollanda.Hollanda Laleleri ile de ün yapmış ve Himalaya dağlarından uçan lale tohumları önce Osmanlıda lale bahçelerine konmuş, sonradanda rüzgarlar lale tohumlarını sanırım çok küvetli üfürmüş ki, bize kalmamış hepsini Hollanda’ya götürmüş.Türkiye’de lalenin ismi pek duyulmazken, Hollanda’nın dış ticaretinde çiçek ve tohumların, tabi lalenin, büyük bir yeri var…..Devamı için tıklayınız.

İSVİÇRE:Tarihimizde önemli bir yeri olan ve barış adacığı olarak anılan, Alp dağlarının eteklerindeki, İsviçre’ye yaptığım geziyi anlatmak istiyorum. İsviçre denildiğinde akla ilk gelen Alp dağları, kar ve kayak olur.Yüzölçümü orta Anadolu’dan  küçük olsa da, Avrupa’nın en zengin ülkesidir İsviçre.İsviçre nasıl bir ülke? , bu duygu ve düşüncelerle Fransa’nın Strasborg şehrinden trenle yola çıkıyorum.Alp dağlarında dedesiyle beraber yaşayan masal kahramanı Heidi’nin ülkesidir İsviçre.Avrupa da yaşam ve ulaşım toplu taşımacılık üzerine kurulmuştur. Devamı için tıklayınız.

TAYLAND:Bu yazımızda uzak doğunun turizmi ve doğal güzellikleriyle ünlü ülkesi Tayland’ı anlatmaya çalışacağım.Tayland’ın çok değişik bir iklimi var, kış yok.Bizdeki kış aylarında dahi, burada denize giriliyor ve tatil için en uygun zamanlar.Fakat muson yağmurlarının bolca olduğu zamanlar var.Hava güzelken bir yağmur başlıyor, her tarafı sel götürüyor, biraz sonra bakıyorsunuz hava tekrar açmış.Vietnamlılarla, Bengaliler’in karışımı olan Tayland halkına Tahi’ler deniliyor.Devamı için tıklayınız…

FRANSA:Bu yazımızda Fransa’da gördüklerimi anlatmaya çalışacağım.Fransa’ya olan yolculuğum Yeşilköy hava limanından Paris’e hareketle başladı.Sürekli isimlerini duyduğunuz yerleri görmek başka bir duygu, hele bu Fransa olursa.Tazminattan ve Osmanlının son dönemlerinden bu yana, aydınlarımız üzerinde Fransız kültürünün etkisi büyük olmuştur olmuştur.Özellikle Paris, başta ressam ve edebiyatçılarımız olmak üzere, bir çok aydınımızın yetiştiği şehirdir.Tabi yüz yıl önce insanımız sanat için giderken, son 25-30 senede bu durum değişmiş bulunuyor.Devamı için tıklayınız..

TAYVAN:Tayvan’ın başkenti Taipei’de düzenlenen plastik kauçuk fuarı vesilesi ile bu ülkeye gitme imkanım oldu. Gittikten sonra Tayvan’ın imalatla uğraşan sanayicilerin, pazarlamacıların ve ülkesinde sanayi yatırımları yapmayı düşünen idarecilerin mutlaka görmesi gereken örnek bir toplum olduğuna karar verdim. Eğer kalkınmak istiyorsanız bunun yolu teknolojiden ve makine üretiminden geçiyor. Avrupa’dan daha ziyade Tayvan örnek alınması gereken bir ülke.Devamı için tıklayınız..

ROMANYA;Romanya, geçmişimizde Osmanlı’nın sınırları içinde kalan bir ülke. Romanya hep merak ettiğim bir ülke oldu. Çok sayıda Romen’in Türkiye’ye kaçak işçi olarak gelmesi ve Komünist rejimin çökmesinden sonra, başka ülkelerde çalışmaya zorlayan, nasıl bir ortam olmuştu? Romanya’da ekonomik durum gerçekten bu kadar kötü müydü ? Bunları düşüne düşüne bir bahar günü İstanbul Laleli’den, Romanya’ya .Yine otobüsle yola çıkıyorum.Çünkü daha evvel haritada .. Devamı için tıklayınız

MISIR;Mısır gizemli piramitleri ve antik uygarlığı ile her zaman ilgimi çekmiş bir ülkeydi. Mısır’da yapılan , Plastik ve Kauçuk fuarını görmek aynı zamanda Mısırı’da gezmek için gittim.yola çıktığımda Türkiye’de kış tı.Tur firmalarını takip ederseniz, özellikle ölü dönem olan kışın çok uygun fiyatlarla Mısıra turlar olduğunu görürsünüz.50 Eurodan başlar,200 Euroya kadar çıkar.Tabi liman vergisi, başka hizmetler vs adı altında bu fiyatların üstüne bir 150 Euro daha biner.Bunlar fiyatı ucuz göstermek için …Devamı için tıklayınız.

İRAN;İran binlerce yıllık medeniyeti, tarihi ve kültürüyle önemli bir ülke.Bir Japon gezi ekibinin yaptığı ve TV’ler de gösterilen ipek yolu adlı belgeselini hatırlarsınız. Bu yol üzerindeki ülkelere gitmek hep özlemim olmuştu. Kum çölleri, yoldaki kervansaraylar, Asya’nın gizemli toprakları. Yüzyıllar önce gezginlerin bu yollarda korkmadan nasıl gittiğini düşünürdüm hep. İpek Yolundaki ülkelerden biri olan İran’a bir fuar dolaysıyla gittim. Gayem hem ülkeyi, hem de sanayinin geldiği durumu görmekti…Devamı için tıklayınız..

MAKEDONYA;Bu yazımızda sizlere adeta vatanımızdan bir parça olan bir ülkeyi Makedonya’yı anlatmak istiyorum.1375 yılında irmen zaferiyle Osmanlı topraklarına katılan Makedonya 650 yıl Osmanlı himayesinde kalmış.14.yy dan itibaren Karamandan gelen Türk boyları buraları vatan edinmiş.Bu topraklar elimizden 1912 yılında elimizden çıkmış.Genelde yorucu ve zaman alıcı olsa da otobüsle seyahat etmeyi severim.Çünkü yol boyunca hem çevreyi hem insanları, yaşam tarzlarını görüyorsunuz…Devamı için tıklayınız

ARNAVUTLUK:Arnavutluk yıllarca dış dünyaya kapalı bir ülke olarak kalmıştır. 1990’dan sonra sosyalist rejimin değişmesiyle yavaş yavaş kendine gelmeye ve dünyaya açılmaya başlamıştır. Arnavutluk’un başkenti Tiran’a ayak attığınızda baş döndürücü bir trafikle karşılaşıyorsunuz. 1990’a kadar özel araç kullanımının olmadığı Tiran’da sınırlı sayıda otomobil varken bugün 150 bini kayıtlı olmak üzere 250 bin aracın caddeleri doldurduğunu görüyoruz. Şehrin 1 milyonluk nüfusu ile araç sayısının orantısız olduğunu fark ediyorsunuz…Devamı için tıklayınız .

BOSNA HERSEK:Savaştan 12 yıl sonra bir Temmuz günü Sarayova hava alanına iniyorum.Yaz olmasına rağmen hava sağnak yağmurlu, savaştan çıkmış, hüzünlü bir ülkede ancak böyle bir karşılama olur diye düşünüyorum, gökler ağlıyor !.Aradan bayağı zaman geçtiği için savaşın izlerinin kapanmış olduğunu düşünerek geldiğim Sarayovada şehre adım attığım ilk andan itibaren yanıldığımı anlıyorum.Baktığınız her yer savaşın derin izleriyle dolu.Tamir edilmemiş yıkılmış, yakılmış binalar ve duvarlardaki kurşun izleri.. Devamı için tıklayınız.

KOSOVA:17 Şubat 2008 tarihinde bağımsızlığına kavuşan Kosova’nın toplam nüfusu 2,5 milyona yaklaşmaktadır. Bu nüfusun yüzde 88′i Arnavut, yüzde 7’si ise Sırp’tır. Geri kalan nüfusu ise Türkler, Boşnaklar, Çingeneler ve diğer milletler oluşturmaktadır. Kosova bayrağındaki 6 yıldızın, Arnavutları, Sırpları, Türkleri, Boşnakları, Torbeşleri ve Çingeneleri temsil ediyor.Kosova’da yaşayan Türklerin sayısının, tam olarak bilinmemekle beraber, 60 bin ve Türkiye’de yaşayan Kosovalıların sayısının ise 3 milyon civarında olduğu tahmin edilmektedir…Devamı için tıklayınız.

BİRLEŞİK ARAP EMİRLİKLERİ:Bu yazımda Birleşik Arap Emirliklerini anlatmak istiyorum.Aslında B.A.P. insana fazla bir çağrışım yaptırmıyor ama Dubai dersem sanırım her kes daha rahat hatırlayacak bu isimi.Basra Körfezi ve Umman deniziyle bitişik Arabistan yarımadasının güney doğusunda minik bir ülke B.A.P.Nüfusu 2.5 milyon civarlarında ve halkın % 80 şehirlerde yaşıyor.Başkent Abu Dabi fakat başkentten daha çok tanınmış kentinde Dubai.Hep adı geçer, bende gidip bir göreyim dedim ..Devamı için tıklayınız.                                                            

HOLLANDA

HOLLANDA


Kanallar şehri Amsterdam

Aslında özgürlüklerin yanı sıra Hollanda’yı tanımlamak için kullanılacak daha başka tanımlamalarda olabilirdi, yel değirmenleri ülkesi Hollanda, laleler ülkesi Hollanda.Hollanda Laleleri ile de ün yapmış ve Himalaya dağlarından uçan lale tohumları önce Osmanlıda lale bahçelerine konmuş, sonradanda rüzgarlar lale tohumlarını sanırım çok küvetli üfürmüş ki, bize kalmamış hepsini Hollanda’ya götürmüş.Türkiye’de lalenin ismi pek duyulmazken, Hollanda’nın dış ticaretinde çiçek ve tohumların, tabi lalenin, büyük bir yeri var.


Yel değirmenleri ve laleler ülkesi

Bir yandan bunları düşünürken, bir yandan da, uçağın penceresinden aşağıya bakıp, kanallar içinde örümcek ağı gibi yayılmış, Amsterdam şehrinin, bulanıktan nete doğru, ilerleyen siluetini gözlemliyorum. Uçağımız kısa bir süre sonra Amsterdam yakınlarındaki Schiphol hava limanına inmek için alçalıyor. Schiphol Havaalanı, büyük bir gölün kurutulmasıyla ortaya çıkmış ve su seviyesinin dört metre altında bir hava limanı.Geniş alanla, denizler ve sulak bölgeler doldurularak kazanılmış.Neredeyse tüm şehirlerinin etrafında bentlerle çevrilmiş olması, şehrilerin sular altında kalmasını engelliyor.Hollanda’nın diğer adı, “Deniz yüzeyinden aşağıda” anlamına gelen Netherland.


Amsterdam tren istasyonu

Bir kısmı dolguyla kazanılan ve deniz seviyesinden alçakta, 42000 Km2 yüzölçümüyle, Marmara bölgesi büyüklüğünde bir toprak parçası ve üzerinde yaşayan 16 milyon insan.Fakat bu küçüklük sizi yanıltmasın, dünya tarım ürünleri ihracatında 3.sırada, kimyasal üretiminin % 75 dışarıya satıyor, bu küçüklüğüne rağmen 300 milyar dolar dış satımıyla Türkiye’nin çok çok önünde bir ülke. Hollanda’nın dünyaca tanınan birkaç firmasına örnek vermek gerekirse, elektrik ve elektronik eşyada Philips, kimyasal madde imalatında Unilever ve petrol kurulusu Shell’i göstermek mümkün.


Amsterdam

İlköğretimde okurken batının çağdaşlığından, demokrasilerinden bahsedip örnek alınmasını gerektiğini söylerlerdi, fakat sanırım bizi biraz kandırmışlar.Hollanda Meşruti Monarşi ile yönetiliyor, başkent Amsterdam olmasına rağmen Kral ve hükümet Den Haag diye de anılan Lahey şehrinde.Biraz kandırmışlar diyorum, çünkü ülkede demokratik seçimler yapılıyor, halkın istediğini seçme yetkisi var fakat geçmişlerini de, yerin dibine sokup, ortadan kaldırmak yerine, yönetime pek bir etkisi olmasa da Kraliyet mekanizması, geçmişe bir vefa olarak sürdüregeliyorlar.Sadece Hollanda da değil, İngiltere, Danimarka gibi gelişmiş diğer Avrupa ülkelerinde de. Geçmişin geleneksel klasik kalıblarına bağlılıkla, günümüzün özgürlükçü rüzgarlarının en uç noktasını bulmak mümkün Hollanda’da.Özgürlükler denildiği zaman dünya üzerinde ilk akla gelen kentlerden biride Amsterdam.


Klasik Amsterdam evleri

AMSTERDAM

Schiphol hava limanından metroyla Amsterdama ulaşıyorum soğuk bir kış günü.Etraf karlar altında.İstasyondan dışarı adım atar atmaz, ilk izlenimler ülkenin anlayışı, yaşam tarzı hakkında sizin kafanızda, belli düşüncelerin oluşmasını sağlıyor.İstasyondan ilk çıktığımda gözüme çarpan, binlerce bisikletin olduğu bir bisklopark.Otopark gibi kavramlar herhalde günlük dillerinde pek kullanılan bir kelime değil.Çünkü ulaşım ve hayat bisikletler üzerine kurulmuş.Sabah çocuklar okula bisikletle gidiyor, insanların bir kısmı işe bisikletle gidiyor, hatta gece kadınlar topuklu ayakkabılarıyla eğlenceye bisikletle gidiyorlar.


Bisiklet Otoparkı

Trafiğin büyük bir kısmını bisikletler oluşturuyor. Bisikletliler için özel yollar var ve bunların trafikte üstünlükleri bulunuyor. Amsterdam’da yaşayan 800 bin kişinin 550 binin bisikleti var. Her kişinin bir günlüğe bir de hafta sonları temize kullandığı bisikleti bulunuyor.Bu durumu değerlendirmeye başlıyorsunuz.Aslında dünyanın en zengin ülkelerinden biri, son model araba alacak paraları mı yok?.Şüphesiz var hatta son model arabaları da var, fakat onlar garajda dururken ulaşımı bisikletle sağlamayı tercih ediyorlar.Bisiklet sporu fazla kilolardan kurtulmak için bir avantaj aynı zamanda şehrin havası egzoz gazlarıyla kirletmiyor.

16 milyon nüfusa karşılık 16 milyon bisikletinde olduğu bir ülkede sanırım bu yüzden şişman insan pek göremiyorsunuz.Erkeklerde 1.84cm, kızlarda 1.71cm boy ortalamasıyla,dünyanın en uzun halkı, unvanını elinde bulunduran Hollandalılar, boylarının aksine yüzyıllardır küçük yerlerde yaşamayı seviyor.


Korunmuş kent mimarisi

Klasik Hollanda evleri.

Amsterdam’ı diğer şehirlerden farklı kılan bazı özellikler var.Bunlardan biri örümcek ağı gibi örülmüş su kanalları ve diğeriyse yüzlerce yıllık tarihi evler.Tarihi evlerin, ön cepheleri oldukça dar, genelde bir oda bir salon ve ortalama büyüklükleri 45-50 metrekare.Yaşam yerleri, Hollandalıların mütevazı karakterini yansıtıyor. Denizcilikte çok başarılı oldukları yıllarda dahi, şehirde ihtişamlı yapı ve saraylar yapmadıkları görülüyor.Klasik bir Hollanda evi olan kaldığım pansiyonun karşısındaki evin üst kısmında 1825 yazısını görüyorum ve ne kadar eski bir ev diye düşünyorum.Gelenek haline gelmiş evlerin en üst katında bir vinç çıkıntısı ve tarih mutlaka yazıyor.Merdivenler çok dar olduğu için taşına anında vinçle eşyaları buradan taşıyorlar.1825 bize göre tarihi mirasın korunması açısından çok eski bir tarih.Beton yığını ucube binalar yapmak için tarihi mirasımızı yok etmişiz.Bizde 1825 ten kalma kaç tane ev vardır gibi anlamsız ! bir soruyu sizlere sormuyorum!.Fakat Amsterdam’da dolaştıkça 1825’in çok genç bir tarih olduğunu görüyorum.Gözlerim binaların üst kısımlarında 1600 ‘lü yıllara kadar tarihler yakalıyorum.Çok eski arkadaşlar gibi yan yana dizilmiş vaziyette evler.Bir kısmının altında tadilat var, hatta tadilat yapılan çok sayıda ev var.İş yeri değişikliğine veriyorum fakat sonradan öğreniyorum ki, zemin sağlam olmadığından gönyesinden kayan binalar bir şekilde teraziye getirilip, sonra sağlamlaştırılıyor.


Özgür bir yaşam

Özgürlükler şehri Amsterdam.

Kanalları, klasik mimarisi ve evlerinden sonra sıra geliyor Hollanda’nın özgürlükçü yapısına. 178 farklı milletten sakiniyle, dünyanın çok-kültürlü ülkelerinin başında geliyor Hollanda.Bu şehirde 50 bine yakın Türk nüfustan bahsediliyor, fakat bunlar ticari hayatta bayağı etkin.Bunca değişik ülkeden insanı Amsterdam’a çeken beklide özgürlükçü yapısı. Amsterdam’da “Coffee Shops” denilen mekanlarda hafif olarak tanımlanan uyuşturucu maddelerini satmak da kullanmak da serbest. Hediyelik eşya dükkânlarında da light uyuşturucular ve bunları konu alan hediyelik eşyalar oldukça talep görüyor. Sakızından, şekerine, kekinden, kurabiyesine hafif uyuşturucuların kullanıldığı tüketim malları ile üzerinde yeşil-beyaz etiket bulunan süs eşyaları serbestçe satılıyor.Alabildiğine kendince yaşayabilme özgürlüğü kadar ölme özgürlüğü de var Hollanda’da. 2001 yılında çıkartılan bir kanunla ötenazi de yasal hale getirilmiş.

şehrin özgürlük meydanı olarak tanımlayabileceğimiz yeri de Dam Square. Kraliyet Sarayı’nın da yer aldığı bu meydanda insanlar, topluluklar, bildirimde bulunarak, istedikleri gösteriyi yapabiliyor, istedikleri gibi slogan atıp, bağırıp çağırabiliyorlar.Çincila hayvanlarının kürkleri için katledilmesini protestodan, Uzak Doğudaki çocuk işçiliğini protestoya, Afrika ülkelerindeki insan hakları ihlallerine, AB ananassına muhalefete kadar bir çok konularda gösteriler özgürce yapılıyor.Tabi bunları yaparken, bazı ülkelerde olduğu gibi !, “ hop hemşerin napıyorsunuz burada, sizi gidi teröristler” deyip, toparlayıp götüren de olmuyor.Hani bizim ülkemizde olmazda böyle şeyler fakat başka ülkelerde oluyormuş diye duyuyoruz.Burada da, işin ilginç tarafı,göstericilerin etrafında bir tek polisin olmayışı.Sanırım göstericiler devletleri tarafından ciddiye alınmayışlarının hüznünü yaşıyorlardır.


Şehir içi turistik gezi otobüsleri

Sosyal hayat ve mimari görüntü hakkında bu bilgilerden sonra birazda şehrin sanat ve müze tarzı yerlerinden bahsetmek gerekirse,

Ünlü ressamların resimlerinin sergilendiği Van Gogh Müzesi ve Stedijk Müzesi, yaklaşık 6100 hayvanın bulunduğu Artis Zoo, dünyaca ünlü 140 insanın balmumu heykellerinin bulunduğu Madame Tussaud’s müzesi görülmeye değer.İstasyonun karşısında City Tour’lar vasıtasıyla şehirdeki önemli yerleri gezebilirsiniz.Bir yandan şehir gezilirken, diğer yandan kulaklıktan gezilen yerler hakkında bilgi veriliyor.15 dilde yayın var ve dünyanın çok az ülkesinde görülebilecek bir fark, bu diller içinde Türkçe de var.Sanırım Türklerin çok olmasından kaynaklanıyor. Hollanda’nın resmi dil Felemenkçe, Dutch diye de anılıyor, İngilizce, Almanca ve Fransızca da yaygın olarak kullanılıyor


Lahey

LAHEY

Adını çokça duyduğumuz, adı büyük ama kendi küçük bir Hollanda şehri Lahey.Ülkemizde nufus belli merkezlerde yoğunlaşıp, yaşamda çekilmez hale gelirken, Avrupa’da adını sıkça duyduğumuz kentlerin nüfusları 2-3 milyonu geçmiyor.Başkent Amsterdam’ın dahi nüfusu 800 bin.İdari başkent olan Lahey’in nüfusu da 480 bin.Avrupa Adalet Divanın olduğu şehir olması sebebiyle adı sıkça duyuluyor ve iç hukuk yolları sona erince buraya taşınan davalar yüzünden Türkiye tazminatlar ödemek zorunda kalıyor.Parlamento,Hükümet Binaları,Bakanlıklar bu şehirde yer alıyor.Kraliyet ailesi de bu şehirde ikamet ediyor.


Lahey Adalet Divanı

Lahey’de gezilecek yerler arasında Den Haag,Lahey Parlamento Binası,Lahey Hükümet Binası,Lahey Atlıları,Lahey Alışveriş Pasajı sayılabilir. Lahey’de müzeleri ve şehir sokaklarında keşif yapmanın dışında, gidilebilecek olan bir diğer yer ise Scheveningen plajı.Kuzey denizine kıyısı olan bu plaj, yaz aylarında yapılan su sporları, araçlara kapalı olan yürüyüş yolu ile oldukça dikkat çekiyor.


Roterdam

ROTERDAM

1250’li yıllarda Rotte Nehiri kenarında küçük bir balkıcı köyü olarak kurulan şehir, daha sonra , Londra, Paris ve Alman Ruhl bölgelerinin ortasında kalması sebebiyle önemli bir liman şehri haline geliyor.Şehri gezdiğinizde Amsterdam’da olduğu gibi pek tarihi binalarla karşılamıyorsunuz.Aksine çok değişik tarzlarda yapılmış modern mimari örneği binalar var.Sebebi de 10 Mayıs 1940’da, Alman Nazi kuvvetleri Hollanda topraklarına girmiş ve 1 günde ele geçirmeyi planlamış. Roterdamda küvetli bir direnişle karşılaşmış.Bu direniş karşısında başta Rotterdam olmak üzere birçok şehir bomba yağmuruna tutulmuş ve şehri yerle bir etmiş. İşte Rotterdam, bu bombalanma olayından sonra yeniden inşa edilmiş.Modern mimarinin tüm hünerleri ortaya konulmuş. Ortaya sıra dışı ve ilginç bir mimari çıkmış.Modern mimari ile ilgili toplantılara şehir ev sahipliği yapıyor.


İginç mimari yapılar

Bir Akdeniz şehri havasını andıran Roterdam’da, ahşap köprüler, köprülerin altında ki geçitler, dar sokakları ve taş evleriyle görülebilecek bir çok yeri vardır. Ayrıca Denizcilik Tarihi Müzesi, Hollanda Mimarlık Enstitüsü, Hollanda Fotoğraf Enstitüsü, Savaş Müzesi başta olmak üzere şehirde 45 tane müze bulunuyor.


Eindhoven

EİNDHOVEN

Eindhoven diğer Hollanda şehirlerine göre nüfusu kalabalık bir yer.Sebebi de Eindhoven Teknik Üniversitesinde değişik ülkelerden çok sayıda öğrencinin okuması.Sanırım yabancı nüfus yerli nüfustan fazla.Temiz sokakları, birbirine uyumlu mimarisi ve bisiklet yolları ile dikkati çekiyor.Bisiklet ulaşımı çok yaygın.Bisiklet yollarıysa yaya kaldırımlarının 1/3 kaplamış durumda, kesik çizgilerle ayrılmış.Tabi bizlerde, yaya kaldırımında bisiklet yolu kavramı olmadığı için, bisiklet yolunda da yürüdüğümden, bir iki bisikletli tarafından uyarılınca, onların yolundan yürümemem gerektiğini anlıyorum.Eindhoven diğer Hollanda şehirleri gibi güvenli bir yer, fakat bisiklet hırsızlığı çok yaygın.Fakat bunu yapanların Hollandalılar olduğunu düşünmeyin.


Maastricht istasyonu

MAASTRİCHT

Maastricht’in önemi 7 Şubat 1992 de imzalanan ve AET’nin AB olması yolundaki son adım olan ekonomik ve parasal birliği geçişte kriterlerin ne olacağı konusunun belirlendiği şehir olmasından kaynaklanıyor. 10 Aralık 1991 tarihinde Maastricht’te düzenlenen Zirve’de Topluluk, daha önce toplanmış olan uluslararası iki Konferans çerçevesinde, varılan sonuçları temel alarak yeni bir Avrupa Toplulukları Antlaşması yapılmasına karar veriyor. 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan ve Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını almıştır. AB’ni kuran Maastricht Antlaşması’yla Avrupa Topluluklarına yeni boyutlar kazandırılmış ve AB’nin “üç temel direği” oluşturularak, yeni bir hukuksal yapı düzenleniyor.


AB karalarının alındığı yer

Bunları kısaca sırayla sayarsak 1. Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB), 2. Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP), 3. Adalet ve İçişlerinde İşbirliği anlaşmaları.AB bu üç temel unsur üzerine kuruluyor. Tabi bunları söylerken, korunmuş kent mimarisi ile bunlar olmasa dahi dikkatleri üzerine çekebilecek bir klasik Avrupa şehri.Önemli müzelerini saymak gerekirse Bonnefanten Müzesinde eski kalasik ve yeni çağdaş sanat ürünleri sergileniyor, doğal tarih müzesi ve 17-18.yy maastricht’in görünümlerinin sergilendiği Müze Spaans Gouvernement görülmeye değer.

Hollanda gezi yazımız burada bitiyor, küçük ülkelerin yazıları da doğal olarak kısa oluyor.Fakat eşine rastlanmayan mimarisi ile Hollanda gerçekten görülmeye değer, sevimli, küçük bir Avrupa ülkesi.

YENİ DİYARLAR

HOLLANDA


Kanallar şehri Amsterdam

Aslında özgürlüklerin yanı sıra Hollanda’yı tanımlamak için kullanılacak daha başka tanımlamalarda olabilirdi, yel değirmenleri ülkesi Hollanda, laleler ülkesi Hollanda.Hollanda Laleleri ile de ün yapmış ve Himalaya dağlarından uçan lale tohumları önce Osmanlıda lale bahçelerine konmuş, sonradanda rüzgarlar lale tohumlarını sanırım çok küvetli üfürmüş ki, bize kalmamış hepsini Hollanda’ya götürmüş.Türkiye’de lalenin ismi pek duyulmazken, Hollanda’nın dış ticaretinde çiçek ve tohumların, tabi lalenin, büyük bir yeri var.


Yel değirmenleri ve laleler ülkesi

Bir yandan bunları düşünürken, bir yandan da, uçağın penceresinden aşağıya bakıp, kanallar içinde örümcek ağı gibi yayılmış, Amsterdam şehrinin, bulanıktan nete doğru, ilerleyen siluetini gözlemliyorum. Uçağımız kısa bir süre sonra Amsterdam yakınlarındaki Schiphol hava limanına inmek için alçalıyor. Schiphol Havaalanı, büyük bir gölün kurutulmasıyla ortaya çıkmış ve su seviyesinin dört metre altında bir hava limanı.Geniş alanla, denizler ve sulak bölgeler doldurularak kazanılmış.Neredeyse tüm şehirlerinin etrafında bentlerle çevrilmiş olması, şehrilerin sular altında kalmasını engelliyor.Hollanda’nın diğer adı, “Deniz yüzeyinden aşağıda” anlamına gelen Netherland.


Amsterdam tren istasyonu

Bir kısmı dolguyla kazanılan ve deniz seviyesinden alçakta, 42000 Km2 yüzölçümüyle, Marmara bölgesi büyüklüğünde bir toprak parçası ve üzerinde yaşayan 16 milyon insan.Fakat bu küçüklük sizi yanıltmasın, dünya tarım ürünleri ihracatında 3.sırada, kimyasal üretiminin % 75 dışarıya satıyor, bu küçüklüğüne rağmen 300 milyar dolar dış satımıyla Türkiye’nin çok çok önünde bir ülke. Hollanda’nın dünyaca tanınan birkaç firmasına örnek vermek gerekirse, elektrik ve elektronik eşyada Philips, kimyasal madde imalatında Unilever ve petrol kurulusu Shell’i göstermek mümkün.


Amsterdam

İlköğretimde okurken batının çağdaşlığından, demokrasilerinden bahsedip örnek alınmasını gerektiğini söylerlerdi, fakat sanırım bizi biraz kandırmışlar.Hollanda Meşruti Monarşi ile yönetiliyor, başkent Amsterdam olmasına rağmen Kral ve hükümet Den Haag diye de anılan Lahey şehrinde.Biraz kandırmışlar diyorum, çünkü ülkede demokratik seçimler yapılıyor, halkın istediğini seçme yetkisi var fakat geçmişlerini de, yerin dibine sokup, ortadan kaldırmak yerine, yönetime pek bir etkisi olmasa da Kraliyet mekanizması, geçmişe bir vefa olarak sürdüregeliyorlar.Sadece Hollanda da değil, İngiltere, Danimarka gibi gelişmiş diğer Avrupa ülkelerinde de. Geçmişin geleneksel klasik kalıblarına bağlılıkla, günümüzün özgürlükçü rüzgarlarının en uç noktasını bulmak mümkün Hollanda’da.Özgürlükler denildiği zaman dünya üzerinde ilk akla gelen kentlerden biride Amsterdam.


Klasik Amsterdam evleri

AMSTERDAM

Schiphol hava limanından metroyla Amsterdama ulaşıyorum soğuk bir kış günü.Etraf karlar altında.İstasyondan dışarı adım atar atmaz, ilk izlenimler ülkenin anlayışı, yaşam tarzı hakkında sizin kafanızda, belli düşüncelerin oluşmasını sağlıyor.İstasyondan ilk çıktığımda gözüme çarpan, binlerce bisikletin olduğu bir bisklopark.Otopark gibi kavramlar herhalde günlük dillerinde pek kullanılan bir kelime değil.Çünkü ulaşım ve hayat bisikletler üzerine kurulmuş.Sabah çocuklar okula bisikletle gidiyor, insanların bir kısmı işe bisikletle gidiyor, hatta gece kadınlar topuklu ayakkabılarıyla eğlenceye bisikletle gidiyorlar.


Bisiklet Otoparkı

Trafiğin büyük bir kısmını bisikletler oluşturuyor. Bisikletliler için özel yollar var ve bunların trafikte üstünlükleri bulunuyor. Amsterdam’da yaşayan 800 bin kişinin 550 binin bisikleti var. Her kişinin bir günlüğe bir de hafta sonları temize kullandığı bisikleti bulunuyor.Bu durumu değerlendirmeye başlıyorsunuz.Aslında dünyanın en zengin ülkelerinden biri, son model araba alacak paraları mı yok?.Şüphesiz var hatta son model arabaları da var, fakat onlar garajda dururken ulaşımı bisikletle sağlamayı tercih ediyorlar.Bisiklet sporu fazla kilolardan kurtulmak için bir avantaj aynı zamanda şehrin havası egzoz gazlarıyla kirletmiyor.

16 milyon nüfusa karşılık 16 milyon bisikletinde olduğu bir ülkede sanırım bu yüzden şişman insan pek göremiyorsunuz.Erkeklerde 1.84cm, kızlarda 1.71cm boy ortalamasıyla,dünyanın en uzun halkı, unvanını elinde bulunduran Hollandalılar, boylarının aksine yüzyıllardır küçük yerlerde yaşamayı seviyor.


Korunmuş kent mimarisi

Klasik Hollanda evleri.

Amsterdam’ı diğer şehirlerden farklı kılan bazı özellikler var.Bunlardan biri örümcek ağı gibi örülmüş su kanalları ve diğeriyse yüzlerce yıllık tarihi evler.Tarihi evlerin, ön cepheleri oldukça dar, genelde bir oda bir salon ve ortalama büyüklükleri 45-50 metrekare.Yaşam yerleri, Hollandalıların mütevazı karakterini yansıtıyor. Denizcilikte çok başarılı oldukları yıllarda dahi, şehirde ihtişamlı yapı ve saraylar yapmadıkları görülüyor.Klasik bir Hollanda evi olan kaldığım pansiyonun karşısındaki evin üst kısmında 1825 yazısını görüyorum ve ne kadar eski bir ev diye düşünyorum.Gelenek haline gelmiş evlerin en üst katında bir vinç çıkıntısı ve tarih mutlaka yazıyor.Merdivenler çok dar olduğu için taşına anında vinçle eşyaları buradan taşıyorlar.1825 bize göre tarihi mirasın korunması açısından çok eski bir tarih.Beton yığını ucube binalar yapmak için tarihi mirasımızı yok etmişiz.Bizde 1825 ten kalma kaç tane ev vardır gibi anlamsız ! bir soruyu sizlere sormuyorum!.Fakat Amsterdam’da dolaştıkça 1825’in çok genç bir tarih olduğunu görüyorum.Gözlerim binaların üst kısımlarında 1600 ‘lü yıllara kadar tarihler yakalıyorum.Çok eski arkadaşlar gibi yan yana dizilmiş vaziyette evler.Bir kısmının altında tadilat var, hatta tadilat yapılan çok sayıda ev var.İş yeri değişikliğine veriyorum fakat sonradan öğreniyorum ki, zemin sağlam olmadığından gönyesinden kayan binalar bir şekilde teraziye getirilip, sonra sağlamlaştırılıyor.


Özgür bir yaşam

Özgürlükler şehri Amsterdam.

Kanalları, klasik mimarisi ve evlerinden sonra sıra geliyor Hollanda’nın özgürlükçü yapısına. 178 farklı milletten sakiniyle, dünyanın çok-kültürlü ülkelerinin başında geliyor Hollanda.Bu şehirde 50 bine yakın Türk nüfustan bahsediliyor, fakat bunlar ticari hayatta bayağı etkin.Bunca değişik ülkeden insanı Amsterdam’a çeken beklide özgürlükçü yapısı. Amsterdam’da “Coffee Shops” denilen mekanlarda hafif olarak tanımlanan uyuşturucu maddelerini satmak da kullanmak da serbest. Hediyelik eşya dükkânlarında da light uyuşturucular ve bunları konu alan hediyelik eşyalar oldukça talep görüyor. Sakızından, şekerine, kekinden, kurabiyesine hafif uyuşturucuların kullanıldığı tüketim malları ile üzerinde yeşil-beyaz etiket bulunan süs eşyaları serbestçe satılıyor.Alabildiğine kendince yaşayabilme özgürlüğü kadar ölme özgürlüğü de var Hollanda’da. 2001 yılında çıkartılan bir kanunla ötenazi de yasal hale getirilmiş.

şehrin özgürlük meydanı olarak tanımlayabileceğimiz yeri de Dam Square. Kraliyet Sarayı’nın da yer aldığı bu meydanda insanlar, topluluklar, bildirimde bulunarak, istedikleri gösteriyi yapabiliyor, istedikleri gibi slogan atıp, bağırıp çağırabiliyorlar.Çincila hayvanlarının kürkleri için katledilmesini protestodan, Uzak Doğudaki çocuk işçiliğini protestoya, Afrika ülkelerindeki insan hakları ihlallerine, AB ananassına muhalefete kadar bir çok konularda gösteriler özgürce yapılıyor.Tabi bunları yaparken, bazı ülkelerde olduğu gibi !, “ hop hemşerin napıyorsunuz burada, sizi gidi teröristler” deyip, toparlayıp götüren de olmuyor.Hani bizim ülkemizde olmazda böyle şeyler fakat başka ülkelerde oluyormuş diye duyuyoruz.Burada da, işin ilginç tarafı,göstericilerin etrafında bir tek polisin olmayışı.Sanırım göstericiler devletleri tarafından ciddiye alınmayışlarının hüznünü yaşıyorlardır.


Şehir içi turistik gezi otobüsleri

Sosyal hayat ve mimari görüntü hakkında bu bilgilerden sonra birazda şehrin sanat ve müze tarzı yerlerinden bahsetmek gerekirse,

Ünlü ressamların resimlerinin sergilendiği Van Gogh Müzesi ve Stedijk Müzesi, yaklaşık 6100 hayvanın bulunduğu Artis Zoo, dünyaca ünlü 140 insanın balmumu heykellerinin bulunduğu Madame Tussaud’s müzesi görülmeye değer.İstasyonun karşısında City Tour’lar vasıtasıyla şehirdeki önemli yerleri gezebilirsiniz.Bir yandan şehir gezilirken, diğer yandan kulaklıktan gezilen yerler hakkında bilgi veriliyor.15 dilde yayın var ve dünyanın çok az ülkesinde görülebilecek bir fark, bu diller içinde Türkçe de var.Sanırım Türklerin çok olmasından kaynaklanıyor. Hollanda’nın resmi dil Felemenkçe, Dutch diye de anılıyor, İngilizce, Almanca ve Fransızca da yaygın olarak kullanılıyor


Lahey

LAHEY

Adını çokça duyduğumuz, adı büyük ama kendi küçük bir Hollanda şehri Lahey.Ülkemizde nufus belli merkezlerde yoğunlaşıp, yaşamda çekilmez hale gelirken, Avrupa’da adını sıkça duyduğumuz kentlerin nüfusları 2-3 milyonu geçmiyor.Başkent Amsterdam’ın dahi nüfusu 800 bin.İdari başkent olan Lahey’in nüfusu da 480 bin.Avrupa Adalet Divanın olduğu şehir olması sebebiyle adı sıkça duyuluyor ve iç hukuk yolları sona erince buraya taşınan davalar yüzünden Türkiye tazminatlar ödemek zorunda kalıyor.Parlamento,Hükümet Binaları,Bakanlıklar bu şehirde yer alıyor.Kraliyet ailesi de bu şehirde ikamet ediyor.


Lahey Adalet Divanı

Lahey’de gezilecek yerler arasında Den Haag,Lahey Parlamento Binası,Lahey Hükümet Binası,Lahey Atlıları,Lahey Alışveriş Pasajı sayılabilir. Lahey’de müzeleri ve şehir sokaklarında keşif yapmanın dışında, gidilebilecek olan bir diğer yer ise Scheveningen plajı.Kuzey denizine kıyısı olan bu plaj, yaz aylarında yapılan su sporları, araçlara kapalı olan yürüyüş yolu ile oldukça dikkat çekiyor.

13 Roterdam

ROTERDAM

1250’li yıllarda Rotte Nehiri kenarında küçük bir balkıcı köyü olarak kurulan şehir, daha sonra , Londra, Paris ve Alman Ruhl bölgelerinin ortasında kalması sebebiyle önemli bir liman şehri haline geliyor.Şehri gezdiğinizde Amsterdam’da olduğu gibi pek tarihi binalarla karşılamıyorsunuz.Aksine çok değişik tarzlarda yapılmış modern mimari örneği binalar var.Sebebi de 10 Mayıs 1940’da, Alman Nazi kuvvetleri Hollanda topraklarına girmiş ve 1 günde ele geçirmeyi planlamış. Roterdamda küvetli bir direnişle karşılaşmış.Bu direniş karşısında başta Rotterdam olmak üzere birçok şehir bomba yağmuruna tutulmuş ve şehri yerle bir etmiş. İşte Rotterdam, bu bombalanma olayından sonra yeniden inşa edilmiş.Modern mimarinin tüm hünerleri ortaya konulmuş. Ortaya sıra dışı ve ilginç bir mimari çıkmış.Modern mimari ile ilgili toplantılara şehir ev sahipliği yapıyor.


İginç mimari yapılar

Bir Akdeniz şehri havasını andıran Roterdam’da, ahşap köprüler, köprülerin altında ki geçitler, dar sokakları ve taş evleriyle görülebilecek bir çok yeri vardır. Ayrıca Denizcilik Tarihi Müzesi, Hollanda Mimarlık Enstitüsü, Hollanda Fotoğraf Enstitüsü, Savaş Müzesi başta olmak üzere şehirde 45 tane müze bulunuyor.


Eindhoven

EİNDHOVEN

Eindhoven diğer Hollanda şehirlerine göre nüfusu kalabalık bir yer.Sebebi de Eindhoven Teknik Üniversitesinde değişik ülkelerden çok sayıda öğrencinin okuması.Sanırım yabancı nüfus yerli nüfustan fazla.Temiz sokakları, birbirine uyumlu mimarisi ve bisiklet yolları ile dikkati çekiyor.Bisiklet ulaşımı çok yaygın.Bisiklet yollarıysa yaya kaldırımlarının 1/3 kaplamış durumda, kesik çizgilerle ayrılmış.Tabi bizlerde, yaya kaldırımında bisiklet yolu kavramı olmadığı için, bisiklet yolunda da yürüdüğümden, bir iki bisikletli tarafından uyarılınca, onların yolundan yürümemem gerektiğini anlıyorum.Eindhoven diğer Hollanda şehirleri gibi güvenli bir yer, fakat bisiklet hırsızlığı çok yaygın.Fakat bunu yapanların Hollandalılar olduğunu düşünmeyin.


Maastricht istasyonu

MAASTRİCHT

Maastricht’in önemi 7 Şubat 1992 de imzalanan ve AET’nin AB olması yolundaki son adım olan ekonomik ve parasal birliği geçişte kriterlerin ne olacağı konusunun belirlendiği şehir olmasından kaynaklanıyor. 10 Aralık 1991 tarihinde Maastricht’te düzenlenen Zirve’de Topluluk, daha önce toplanmış olan uluslararası iki Konferans çerçevesinde, varılan sonuçları temel alarak yeni bir Avrupa Toplulukları Antlaşması yapılmasına karar veriyor. 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan ve Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını almıştır. AB’ni kuran Maastricht Antlaşması’yla Avrupa Topluluklarına yeni boyutlar kazandırılmış ve AB’nin “üç temel direği” oluşturularak, yeni bir hukuksal yapı düzenleniyor.


AB karalarının alındığı yer

Bunları kısaca sırayla sayarsak 1. Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB), 2. Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP), 3. Adalet ve İçişlerinde İşbirliği anlaşmaları.AB bu üç temel unsur üzerine kuruluyor. Tabi bunları söylerken, korunmuş kent mimarisi ile bunlar olmasa dahi dikkatleri üzerine çekebilecek bir klasik Avrupa şehri.Önemli müzelerini saymak gerekirse Bonnefanten Müzesinde eski kalasik ve yeni çağdaş sanat ürünleri sergileniyor, doğal tarih müzesi ve 17-18.yy maastricht’in görünümlerinin sergilendiği Müze Spaans Gouvernement görülmeye değer.

Hollanda gezi yazımız burada bitiyor, küçük ülkelerin yazıları da doğal olarak kısa oluyor.Fakat eşine rastlanmayan mimarisi ile Hollanda gerçekten görülmeye değer, sevimli, küçük bir Avrupa ülkesi.

İSVİÇRE

İSVİÇRE, ALP DAĞLARI VE KAYAK CENNETİ                     

İSVİÇRE

Tarihimizde önemli bir yeri olan ve barış adacığı olarak anılan, Alp dağlarının eteklerinde İsviçre’ye yaptığım geziyi anlatmak istiyorum. İsviçre denildiğinde akla ilk gelen Alp dağları, kar ve kayak olur.Yüzölçümü orta Anadolu’dan  küçük olsa da, Avrupa’nın en zengin ülkesidir İsviçre.

 

 Alp Dağlarının etekleri

    İsviçre nasıl bir ülke? , bu duygu ve düşüncelerle Fransa’nın Strasborg şehrinden trenle yola çıkıyorum. Hep duyarız İsviçre bankalarındaki para hesapları,Alp dağları kayak ve Alp dağlarında dedesiyle beraber yaşayan masal kahramanı Heidi’nin ülkesidir İsviçre.Avrupa da yaşam ve ulaşım toplu taşımacılık üzerine kurulmuştur. Otobüs taşımacılığı olsa da günde bir seferle, size hitab etmez, saatleri uymaz. Fakat Avrupa’nın her yerine tren ulaşmak için, her gün değişik saatlerde birkaç sefer bulabilirsiniz.AB ülkelerinde pasaport kontrolü kalktıktan sonra, şengen vizesiyle bir AB ülkesinden giriş yaptınız mı, Avrupa’nın her tafrana, hiçbir kontrol olmadan elinizi kolunuzu sallaya sallaya gitmeniz büyük bir rahatlık.Senelerce anlamsız bir sahiplenme duygusu yüzünden, her sınırda yapılan pasaport kontrolü ile insanların ulaşım hakkı engellenmiş ve anlamsız zorluklar getirilmiştir.Hele Avrupa dışında bir ülkenin vatandaşı iseniz, vize almakta yaşanan problemler çabası.

Tren yolculuğum sırasında Strasborg’dan İsviçre’nin Bassel şehrine ilerlerken bir yandan da karlı dağlara bakıyorum.İlkokuldayken , Alp dağlarının karlı tepelerinde bir dağ evinde yaşayan Heidi’nin evi de bu karlı yamaçtaki küçük evlerden biri gibi miydi?.Manzaranın güzelliği adeta beni büyülemişken, İsviçre polisinin, beni hayal aleminden uyandırıp, gerçek dünyaya davetiyle karşılaşıyorum.Arkadaş hoş geldin, pasaportunu görelim.Trende o kadar yolcu varken neden ben?.Her halde halimden yabancı olduğum anlaşılıyor.Pasaport kontrolü ve üst araması ile karşılaşıyorum. Senelerce Avrupa’nın bir yerinden başka bir yerine elimi kolumu sallaya sallaya gezmeye alıştığımdan, hiç beklemediğim bir, “hoş geldin” karşılaması !.T.C. pasaportuna sahip olmam sanırım onlar tarafından, olayı daha da hassas incelenmesi gereken bir vaka durumuna getiriyor .Üst aramasından sonra, nereye gideceğime, alkol kullanıp holiganlık yapıp yapmayacağıma, üstümde ne kadar para olduğuna dair bir çok soruyla karşılaşıyorum. Daha adımımı atar atmaz, bu hoş geldin karşılamasından dolayı, medeni olduğu ileri sürülen bir ülkede medeni olmayan bir şekilde karşılandığımı düşünüyorum !.İsviçre’nin Bassel şehrine inince ilk önce pasaport kontrol noktasını görüyorum.Tabi her kes elini kolunu sallaya sallaya geçiyor. İsviçre , Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği üyelik tekliflerini reddetmiş, Avrupa’nın bağımsız ama zengin ülkesi olarak kalmayı seçmiş.İsviçre AB ülkesi değil, ama son yıllardaki uygulamayla AB  ülkesi vatandaşlarının ve şengen vizesi sahiplerinin pasaport kontrolü olmaksızın ülkeye girişine serbestlik getirilmiş.Yaşamı kolaylaştıran bu pratik uygulamaya İsviçrelilerin uyum sağlaması zaman almış.

Tren istasyonları yaşamın kalbi.

Senelerce bu kapıda pasaport kontrolü yapılmış, insanlar boş yere uğraştırılmış, sırada bekletilmiş.Şimdiyse ellerini kollarını sallaya sallaya giriyorlar.Siz insanlara burası bizim mesajını verebilmek için, boşuna senelerce zamanlarını çaldınız, şimdiyse herkes rahatça geçiyor, size ne zararı dokunuyor?.Her ne kadar medeni diye bahsedilse de ülkeyi gezdikçe aslında medenilikten ziyade Avrupa’nın en tutucu insanlarının bu ülkede olduğunu anlıyorsunuz. İsviçre yeniliklere ayak uydurma noktasında problemli bir ülke, gezdikçe bunu hissediyorsunuz.

Cumhuriyetin ilk kurulduğu yıllarda örnek alınmış ve hukuk oluşturulurken dahi İsviçre medeni hukukundan alıntılar yapılmış.Bizde okul kitaplarında bunu hep böyle okuduk ve İsviçre’nin çok medeni bir ülke olduğunu düşündük.Fakat şu var ki Osmanlı zamanında Avrupa’da eğitim gören hukukçuların tamamına yakını İsviçre’de eğitim görmüştü, diğer Avrupa hukuklarını bilmediklerinden,  zaten önlerinde İsviçre medeni hukukuna !, uygun yasalar oluşturmak dışında başka birde seçenekleri de yoktu.Medeni hukuku yapanlar  tüm  hukukların incelenip, en sonunda İsviçre medeni hukukunda karar kılmış değillerdi.Bu arada medeni hukukunu örnek aldığımız, İsviçre’nin kadınlara seçme ve seçilme hakkını 1971 yılında verdiğini söyleyerek, ne kadar medeni olduğunun takdirini sizlere bırakayım.

İsviçre üç ülkenin kesişim noktasında kalmış bir toprak parçası.Halkı Fransız, İtalyan ve Almanlardan oluşuyor.Fakat herkes diğerlerinin de dillerini biliyor ve etkin , üç farklı kültürü var. Bu farklılık mimariye de yansımış şehirler üzerindeki yapılaşmalarda hemen kendilerini gösteriyor. İtalyan bölgesindeki şehirler daha dar sokaklara sahipken, Alman bölgesindekiler daha düzenli.

1 Ağustos 1292 senesinde Orta İsviçre Kantonları’ndan bağımsızlığını kazanan 3 bölge ile, konfederasyonun oluşum süreci başlamış ve İsviçre tarih sayfalarındaki yerini almış. Anayasası 29 Mayıs 1874 tarihinde kabul edilmiş. Günümüzde İsviçre 26 bölgeden oluşan bir konfederasyon.Bu bölgeler iç işlerinde serbest olmalarına rağmen dış işlerinde Federal Parlamentoya bağlılar.

     Bassel ve Ren Nehri

BASSEL

Strasborgdan tren yolculuğuyla Bassel’e  varıyorum.İsviçre’nin tüm nüfusu 7 milyon civarında, Bassel şehrinin nüfusaysa 180 bin civarında.Küçük olmasına rağmen tanınmış bir şehir.İsviçre, Fransa, Almanya arasında yer aldığından, ticari fuarlarıyla ön plana çıkıyor. Avrupa’nın en büyük fuar merkezine de sahip olan bu şehir, İsviçre’nin fuar şehri olarak adlandırılıyor. Bassel ülkenin aynı zamanda en eski üniversite şehri. İsviçre’nin toplam gelirinin üçte birinden fazlasının bu şehirden sağlandığı söyleniyor. Kentin özellikleri bölgelerine göre değişiyor; kuzeyi sanayi, güneyi ise ticaret ve kültür merkezi sıfatlarını taşıyor.

İstasyondan çıktıktan sonra , Ren nehri adeta sizi çağırıyor.Yürüyerek nehre doğru ilerlerken, araçların karşıdan karşıya geçerken sizi beklediklerine şahit  oluyorsunuz. Ne kadar Türkiye’deki trafiği hatırlatıyor !, diye düşünüyorum.İnsana saygı buradan başlıyor, trafikte bir yaya yol vermeyi  bir anlayış haline getirenler, günlük yaşamda da, başka insanların haklarına saygı göstermeyi otomatiğe  bağlıyorlar.

  Bassel’in korunmuş mimarisi

Eski şehir diyebileceğimiz kısım Ren Nehri’nin civarında.Tarihi doku korunmuş, ihtişamlı binalar nehir boyunda yer alıyor. Katedral meydanı Münsterplatz, yıl boyunca konser, açık hava sineması gibi çeşitli etkinliklerin yapıldığı bir yer.Civarında değişik konularda müzeler var.Tarihi evleri, otantik güzellikleri ile Bassel mutlaka görülmesi gereken bir şehir. Eski Bassel olarak nitelendirebileceğimiz ve nehrin iki tarafını süsleyen tarihi yapılar görülmeye değer.En önemli eseri Münster Katedrali.1019 senesinde yapımı tamamlanan ve 16. yüzyılın ortalarına kadar şehirde bulunan tek katedral olma özelliğini taşıyan Münster Katedrali, düşünür Erasmus’un da mezarını içinde bulunduruyor.Basel Sanat Müzesi: Basel’de yaşamış Hans Holbein, Konrad Witz ve Arnold Böcklin’in eserlerine ev sahipliği yapan bu müze, 17. yüzyılda kurulmuş.

   Cenevre

CENEVRE

Bassel’den trenle Cenevre’ye devam ediyorum.Cenevre Fransa’nın içlerinde kalmış, halkın ağırlıklı Fransızca konuştuğu, bir kongre şehri. Cenevre’nin halkı Fransız kökenli ve eski şehrin görkemli binaları, eski evleri, heykelli meydanlar ve karşımızda kocaman bir göl? Alpler ve Jura dağlarının eteklerinde, dünyanın en büyük göllerinden olan Leman gölü çevresine kurulmuş olan Cenevre’ye girdiğiniz an, gürültüden uzak,sakin, huzur içinde bir şehre geldiğinizi hemen anlıyorsunuz.Şehir nüfusunun 3 te birini ticari işlerden dolayı yabancıların oluşturuyor ve  İsviçre’nin ikinci büyük şehri.Nedense genelde Avrupa’da kentlerin, nehir ve göl  kenarlarına kurulmuş olması çok hoşuma gider.Sanırım bunun sebebi su sesinin insana verdiği huzur.Osmanlıda, da su sesi hastaların tedavisinde kullanılmış, kazandırdığı doğal güzellik yanında nakliyede sağladığı avantajda önemli.

Kuğular

İlk önce ilgimi Leman gölü çekiyor.Göl kenarında, kuğulara ve bir çok hayvana, halk tarafından yem verildiğini görüyorum.Hayvanlar tarafından yemler kapışılırken, seslerinden oluşan harika bir seranomi ile karşılaşıyorum.Cenevre’nin bir çok güzel tarihi yapısı var ama sanırım aklımda kalacak en önemli hatıra bu olacak.Otellerin, Avrupa ortalamasına göre pahalı olduğunu söylemek lazım.Uygun fiyatlı otel ararken, bir üniversitenin pansiyonuna giryorum.derler ya “her taşın altondan bir Türk çıkar” diye, orada da Türkiye’den öğrencilerle karşılaşıyorum.Şehri dolaşırken görebildiklerim, Jet d’Eau adı verilen ve 140 metre yükseğe su fışkırtan çeşmesi önemli ziyaret yerlerinden biri.Leman gölü ve Cenevre gölünün kenarındaki, 11. yy yapılmış  Chillon Şatosu görülmeye değer.Cenevre, Kıbrıs’ın kaderini belirleyen ve görüşmelerin yapıldığı şehir, Kıbrıs harekatı için , meşhur,”Ayşe tatile çıksın” sözü de ,bu şehirde yapılan görüşmeler tıkanınca söylenmiş.

Ektruzyonun ilk atası

Ayrılırken istasyonda portatif olarak kalem yapımını anlatan robotların yaptığı gösteri çok dikkatimi çekiyor.Ektruzyon teknolojisinin plastiklerden gelme olduğunu düşünüyordum.Fakat bu işin kalem imalatıyla başladığını ve tarihinin çok daha eskilere gittiğini Cenevre’de öğreniyorum.Robotlar önce bir ektruderde kalem içi olan kurşunu, şerit halinde çekiyor, sonra 5’li olarak alt, üst tahtalara yapıştırıp, 5 li bloku da da tek tek kesip, tornalayıp kalem yapıyorlar.Gezme sayesinde kitaplarda okuyamadığım bir şey daha öğrenmiş oluyorum.

    Lozan anlaşmasının imzalandığı Rumine Sarayı

 LOZAN
İsviçre’nin Türkiye tarihinde de önemi büyüktür. Bundan sonraki durağımız tarihimizde önemli bir yeri olan ve okul kitaplarında sürekli söz edilen bir şehir. 1.Dünya Savaşı’nın bitimini resmileştiren Lozan Antlaşması, 24 Temmuz 1923’de Lozan’da  Rumine sarayında  imzalanıyor.Ripon meydanındaki bu görkemli saray, annesi Lozan’lı olan bir Rus prensi tarafından üniversite binası olarak yaptırılmış.Günümüzdeyse Lozan kent meclisi burada çalışıyor.

Lozan

İsviçre’nin sportif merkezi olarak ta anılan şehir, üç tepe üzerine kurulmuş 
Eski şehir merkezindeki otantik yapılara bakmak insana zevk veriyor.Avrupa şehirlerinin çoğunda tarihi mimari korunmuş.Bu yapılar içindeki Notre Dame katedraliyse şehrin sembolü olarak anılıyor. Avrupa’nın her şehrinde olduğu gibi burada da çok sayıda Türkler karşılaşabilir şehir hakkında bilgi alabilirsiniz.Karnınız açıkmışsa bir yandan lokantada Türkiş döners yerken, diğer yanda da şehirde nerede uygun otel var, istasyon, hava limanına nasıl gidilir,  gece kulübü, bar nerde bulunur, diye sorarsanız?,size yardımcı olurlar.

Fakat sanat galerisi, müze gibi yerleri sorarsanız alacağınız cevap bellidir, “bilmiyorum”!.Adam belki senelerce her gün önünden geçmiştir, fakat hayatında bir kez dahi merak edip, bu müzede neler sergilenir?, sanat galerisinde ne tür tablolar vardır ?,diye içine girip bakmamıştır.hatta orasının müze, sanat galerisi olduğunun dahi farkında değildir.İyisi mi ,Siz bu tür sanatsal etkinliklere müzelere merakıysanız, tren istasyonuna indiğiniz zaman Avrupa’nın bir çok şehrinde olduğu gibi turist başvuru bürolarından şaşmayın.Size verecekleri ücretsiz haritada, müzeler, sanat galerileri, şehrin önemli yapıları olacaktır.Bu harita yardımıyla, kimseye sormadan buraları gezebilirisiniz.Spora meraklı olanlar, başlangıçtan günümüze kadar olimpiyatla ilgili geçmişi anlatan resim ve aletleri olimpiyat müzesinde gezebilirler.Bu eşsiz müzenin Lozan’da olması dolayısıyla, Uluslar arası Olimpiyat Komitesi’ni de merkezi bu şehirde.Lozan halkı, 1992 kış olimpiyatlarının Lozan’da yapılmasını  referandumla ret etmiş.Sebebi  de  olimpiyat için yapılacak binaların, kentin tarihi ve doğal yapısını bozacak olması. 

   Montraeux ve Leman gölü.

MONTRAEUX                                                                                                                           Tarihi dokunun iyi bir şekilde korunmuşluğunu Montraeux şehrinde görebiliyorsunuz.Gerçi Montraeux’un ortasındaki gökdelen bu güzel görüntüyü bozsa da,  tarihi dokunun korunmasına büyük özen gösterilmiş.Boğazların kaderini belirleyen, ülkemizi derinden etkileyen Montrö Antlaşması da Montraeux şehrinde imzalanmış.Montreux Türkiye’ de Boğazları kapsayan anlaşmasıyla bilinir, ama tüm dünyada 1967 yılından beri her yıl Temmuz ayında yapılan ünlü “Montreux Caz Festivali” ile tanınır.Temmuz ayında festival boyunca sahne ve konser salonları yanı sıra sokaklarda da ücretsiz açık hava caz gösterileri düzenleniyormuş, ben kışın gittiğim için denk gelemedim. Montreux’ da ilk dikkati çeken göl kenarındaki muhteşem görünüşlü bir şato, 13.yy da yapılmış olan “Chateau de Chillon” Leman Gölü kıyısındaki görülecek önemli bir yapıt. Roman ve şiirlerde adı geçtiğinden, bu sayede de meşhur olmuş bir şato.Şatoda en çok dikkat çekende tavanlardaki ahşap işçiliği.

   Bern

BERN
İsviçre’nin başkenti ve 26 bölgenin merkezi.Tarihi otantik binaları arasında, sokaklarında fayton ile gezilebilen, sakin ve tertemiz, çok eski bir yerleşim tarihine sahip. Bern Aar nehri etrafında yerleşmiş ve nehir tarafından sarmalanmış, bir yarımada üzerine kurulmuş. Parlamento binası önündeki İsviçre’nin 26 kantonunu simgeleyen 26 adet fıskiye ile yapılan su oyunları çok eğlenceli.Ünlü bilim adamı Albert Einstein da Bern’ de yaşamış ve evi şu anda bir müzeye dönüştürülmüş.Einstein İsviçre vatandaşı olduktan sonra Bern’ de yaşamış ve izafiyet teorisini de Bern’ deyken duyurmuş.
  

   Zytglogge, çanlı saat kulesi.

Ayrıca 1530 yılında yapılmış olan “Zytglogge” (çanlı saat kulesi), Bern’in en önemli tarihi değerlerinden. Zaten saat denince akla İsviçre geliyor.Ayrıca bilindiği gibi saat üretimi konusunda da dünyanın en ünlü ülkelerinden biridir. Şık ve pahalı saatlerin yanında, daha uygun ve sportif saatler bulmanız ve bu saatleri anavatanından almanız İsviçre’de mümkün . 

  Zürich ve Limmat Nehri

ZÜRİH
Bir milyonu aşan nüfusuyla ülkenin en büyük kenti Zürich, Limmat Nehri’nin iki yakasına kurulmuş. Avrupa’nın en önemli kültür ve alışveriş merkezlerinden biri olan kentte, 10 farklı müze bulunuyor. Ancak Zürih son derece pahalı bir kent. ‘Yeni Berlin’ olarak da adlandırılmaya başlanan şehir, bankaların merkezi olma özelliğini taşıyor.Filimler de, gazetelerde hep duyarız, “İsviçre bankalarına yatan paralar”, diye. Burası dünyanın bankacılık merkezi.Tabi burada, benim gezmemden, “parayı buldu, İsviçre’deki bankalara  yatırmak için gitti” diye düşüneniz varsa yanılıyor.Zürih’e gidişimin tek sebebi gezmek ve uzaktan da olsa , miktarını rüyalarımızda dahi zor görebileceğimiz, bolca sıfırlı paraların yattığı binaları uzaktan görmek. Yoksa gezmekten para kazanmaya fırsat kalmıyor. Bankaların yanında çok ünlü mağazalar da bulunmaktadır. Söylenenlere göre caddenin altı, bankaların altın rezevleriyle doluymuş.

  Zürih

Tabi herkesin değişik bir anlayışı var, kimi bankadaki hesaplarının şişkin olmasıyla mutlu olur, kimide gezip yeni yerler, yeni insanlar , yeni kültürler görerek mutlu olur.Tercihinden dolayı kimseyi yadırgamadan Zürich’teki gezimize devam ediyoruz. 16. ve 17. yüzyıl evleri, eski mahkemeler ve tarihi çeşmeleriyle ilginizi çekecek binaları var. İsviçre’nin en büyük şehri olan Zürih, alışveriş açısından da en önemli şehirler arasında yer almakta.Bahnof (Trenyolu) Caddesi, Zürih’in en önemli caddesi.Zürih Gölü, Alplerin muhteşem manzarasını seyredebileceğiniz gibi, göl üstündeki yatların suyla dans edişini de görebilirsiniz.Romanesk Büyük Katedrali, 8. yüzyıldan kalma ve bu katedral, Zürih’in en önemli tarihi yapıları arasında.

  luzern Festivalleriyle ünlü

 LUZERN
Luzern şehrine de kısaca değinelim.Kuruluşu 1178 yılına dayanan bu şehir, önceleri bir balıkçı kenti iken zamanla önemini arttırıp bir ticaret şehri haline gelmiştir. Günümüzde kayak turizminin en canlı olduğu merkezlerden birisidir.Ayrıca Luzern Gölü, ünlü göl ve onu çevreleyen muhteşem Alp manzaraları görülmeye değer.Gölün batı kesiminde kalan Reuss Nehri bot gezileri için ideal.Şehir içindeki Ulaşım Müzesi, Otomobiller, trenler ve uçakları bünyesinde barındıran bu müze de görülmeye değer.

   Alp Dağlarında kayak zevki.

KAYAK CENNETİ İSVİÇRE

İsviçre, ‘kayak cenneti’ sıfatını tam anlamıyla hak eden enden bir ülke.Alp dağları ve kayak özdeşleşmiş durumda.İsviçre’nin yüksekliği 4 bin metreyi geçen 100’den fazla zirvesi vardır. Her sene yüz binlerce kayak tutkununu İsviçre’ye akın eder.Ünlü kayak merkezlerinden büyüklerini saymak gerekirse;

Crass-Montana

Crass-Montana: Cenevre’nin yakınında yer alan bu kayak merkezi, Crass ve Montana bölgelerinden oluşmaktadır. Crans daha yeni yapılanmış bir bölge olması dolayısıyla kayak olanağının yanında alışveriş yapabileceğiniz lüks butikleri ve dükkanları da bünyesinde barındırmaktadır.

 Zermatt

Zermatt: Dünyanın en ünlü zirvelerinden olan Alp Dağları’nın Matterhorn zirvesinin bulunduğu bölgenin hemen yamacında yer almaktadır. Pist dışı alanlarda kayak imkanı veren helikopter hizmeti de bulunmaktadır. Gece 

 Verbier

Verbier: Zürih’ten 2,5 saat uzaklıkta ki bu kayak merkez, Alp Dağları’nın en zor kayak pistlerine ev sahipliği yapmaktadır. İsviçre’nin güneybatısında yer alan bu merkez, 4 vadiyi birbirine bağlıyor ve kayak sporundan hoşlananlara güzel imkanlar sunuyor.

Grindewald

Grindewald: Zürih şehri sınırlarında bulunan bu kayak merkezi, üç değişik bölgesiyle tüm seviyelerdeki kayak tutkunlarına hizmet vermekte.Doğanın güzelliklerinin tadına vararak kayak zevkini yaşamanız için bu küçük kasaba ideal mekan.

St.Moritz

St.Moritz: İsviçre’nin İtalyan sınırına yakın bölgede bulunmaktadır ve dünyanın en eski kayak merkezidir.Kesinlikle İsviçre’ye gidilince ziyaret edilmesi gereken yerlerden.  Avrupa’nın en sosyetik kayak merkezleri arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bunun sonucunda da fiyatlar biraz yüksek tabi.Burası 4 mevsim kayak meraklılarını ağırladığı gibi, kayak dışında yan aktivite olanakları , festivaller, yarışmalarda sunmakta. St. Moritz, Kayak dışında da eğlencenin hiç bitmediği bölgelerden birisidir. Zürih’ten 3,5 saatte St. Moritz’e ulaşabiliyor.

  

 Davos

Davos, uluslararası alanda kış sporlarının metropolü olarak ün salmıştı ve İsviçre’nin en doğusunda, Grissons Bölgesi’nde bulunuyor.Zürih’ten 2,5 saatte ulaşılabilen ve Avrupa’nın en uzun kayak pistine sahip olan Davos; her sene konukladığı yüz binlerce ziyaretçiye mükemmel tesisleriyle hizmet veriyor.

Wengen: Trenle çıkılan Alp Dağları gezisinin çıkış noktası olan bu köyde araç trafiği yasaklanmış. Manzaranın muhteşem olduğu bu bölgeye Zürih’ten 3,5 saate ulaşabiliyor ve kayak tutkunları için ideal bir mekan.

Turizm İsviçre için önemli bir gelir kaynağı.Ülkeyi gezen Turist sayısı 18 Milyona yaklaşmış ve neredeyse Türkiye’yi yaklayacak.İsviçre’nin turistik önemli şehirlerini ve kayak merkezlerini kısaca anlattıktan sonra, İsviçre’deki diğer tatil seçeneklerini anlatmak gerekirse, ülkenin değişik yörelerinde değişik  seçenekler bulabilirsiniz. Kayak seçeneğinin dışında, mevsimine göre göllerde yüzebilir, güneyde İtalyan tarzı sokak kafelerinde tatlı yiyebilir, vadilere akan şelalelerin güzelliklerine hayran kalabilirsiniz.Dünyanın en güzel sonbaharına İsviçre’de bulmak mümkün.Ekimde açılan kış sezonu Nisan’da son buluyor. Açıkhava aktivitelerine meraklıysanız yaz dönemi de Haziran-Eylül arasında ziyaretçilere kucak açıyor. Bunun dışındaki zamanlarda da göl gezileri, bisiklet turları ve kültür aktiviteleri değişik seçeneklerden olabilir. Sadece doğal güzellikleriyle değil, geçmişi ve kültürüyle de İsviçre çok ilginç ve gezilmeye değer bir ülke.

TAYLAND

Photobucket

Photobucket

TAYLAND

Bu yazımızda uzak doğunun turizmi ve doğal güzellikleriyle ünlü ülkesi Tayland’ı anlatmaya çalışacağım.Tayland’ın çok değişik bir iklimi var, kış yok.Bizdeki kış aylarında dahi, burada denize giriliyor ve tatil için en uygun zamanlar.Fakat muson yağmurlarının bolca olduğu zamanlar var.Hava güzelken bir yağmur başlıyor, her tarafı sel götürüyor, biraz sonra bakıyorsunuz hava tekrar açmış.

Photobucket
Thailer

Vietnamlılarla, Bengaliler’in karışımı olan Tayland halkına Tahi’ler deniliyor ve ülkenin nüfusu 65 milyon.Diğer uzak doğu alfabelerinden farklı Hintçe’ye benzer bir yazıları var ama kargacık burgacık bu yazıların anlaşılması bize göre çok zor.Ülke halkının %95 Budist ve halkın Budizm’e büyük bir bağlılığı var.Yerleşim merkezlerinde büyüklü küçüklü bir çok Budist mabet görebiliyorsunuz.Ülkede güneyde çoğunluğu Patani bölgesinde olmak üzere % 5 de Müslüman yaşıyor.Müslümanlar giyim tarzlarıyla Budistlerden kolayca ayrıt edilebiliyor, ülkede sayıları az da olsa camiler görebiliyorsunuz, fakat mimari tarzları bizimkilerden çok farklı.Türkiye’yle arasında 5 saat, zaman farkı var.

Photobucket
Gün batımı

Tayland turizm açısından popüler bir ülke olduğu için, bir çok tur firması gezi düzenliyor.Bunların bir kısmı uçak bileti de dahil 600 Euro civarında.Bunun çok cazip bir fiyat olduğunu söylemek gerekiyor, fakat bu fiyat iki kişi gidildiği takdirde geçerli.Tek kişi gitmeye kalktığınızda bu fiyatın yaklaşık yarısına yakın bir ücret daha talep ediliyor, tek kişilik oda farkı olarak.Tabi otellerde oda başı fiyat geçerli, tek kişide kalsanız, iki kişide kalsanız sabah kahvaltısı farkı dışında bir fark yok ama turizm firmalarının kazançlarının bir kısmı buradan elde ediyor.Bir Tayland tur ilanında yazıyordu, Tayland’da giriş ücreti 15 Euro.Hani bazı ülkelere girerken para alınır ya.Ben yalnız gittim ve hazırda da bekliyorum, bu ücret beden talep edilecek diye.Fakat bunu istemediler.Anladım ki tur firmasının fazladan aldığı bir para.Tayland vize almadan, elinizi kolunuzu sallaya sallaya rahatça gidebileceğiniz bir ülke, tabi bu hoşunuza gidiyor, bazı Afrika ülkelerine dahi vize alma mecburiyeti varken.Neyse ki son zamanlarda yapılan anlaşmalarla karşılıklı olarak vizeler kaldırılıyor bu da saygınlığımızın artığının göstergesi.

Photobucket
Budist tapınaklar ülkesi

1 Yıllık pasaport aldınız mı, uçağa atlayıp gidebilirsiniz.Uçakta ülkeye girerken doldurmanız gereken küçük formlar dağıtıyorlar.Mutlaka onu alın ve doldurun.Girerken bunda istiyorlar ve mühürlüyorlar, çıkarken de teslim etmeniz gerekiyor.Bilet ücretleri de sezona göre 450- 600 Euro arasında değişebiliyor.Aralık – Şubat arası ülkenin turizm sezonu olduğu için özellikle yüksek. Tayland’ta Üç mevsim vardır. Mart-Mayıs ayları arası sıcak , Haziran-Ekim ayları arası yağmurlu , Kasım-Şubat ayları arası serindir.Buna rağmen yıllık ortalama mevsim sıcaklıkları 26 derecenin altına düşmemektedir .Bu nedenle Tayland’a turizm amaçlı gidecek olan kişilerin bu mevsimleri dikkat’e alarak ona göre karar vermeleri gerekiyor.

Photobucket
Güzel bir tatil için

Tur firmaları ilanlarında kalınacak otellerde verilmişse, bunların yerlerine, ya Google eart’tan bakmak, ya da firmaya sormak gerekiyor.Şehir merkezine ve sahile yakın oteller mi?.Sadece sahile yakın olmaları yeterli değil, şehir merkezinede yakın olması gerekiyor.Merkez dışında ve sahile uzak otellerse ulaşım başlı başına problem tabi.
Yakınsa 600 Euro gibi ücretler uygun fiyatlar, iki kişiyseniz tabi.Tek kişiyseniz yalnız gitmeniz ekonomik açıdan daha uygun, çünkü Tayland’da otel fiyatları o kadar yüksek değil.Gözünüzle görerek, merkezde veya sahile yakın bir yerde uygun fiyatlı otel bulabilirsiniz.

Photobucket
Suvarnabhum hava alanı

Yolculukta biletinizi ucuza getirmek istiyorsanız, Emir Ates, Quatr Airways, Jordan Air gibi Arab uçuş firmalarını tercih etmenizde fayda var.Fiyatlar aktarmadan dolayı yarı yarıya fark edebiliyor, fakat, aktarma sırasında 8-9 saat bekleyebiliyorsunuz.8 saati geçen beklemelerde bazı uçak firmaları sizi ücretsiz kalacağınız aiport otellere götürüyorlar.Dubai aktarmalı olanlarda aktarma saatlerinin acenteyle konuşup uzatırsanız, 35 Euro verip transit vizeyle 4 güne kadar kalıp, Dubai’de görme imkanınız olabiliyor.Tavsiyem gece kalmamanız , Dubai’de otel fiyatları çok yüksek.1 gün kalıp şöyle bir şehir turu atıp, akşama da havalimanına dönmeniz.

Photobucket
Hava alanının içi

İstanbul havalimanından hareket ettikten sonra aktarmayla Bangkok’a yakın Suvarnabhum hava limanına varıyorum ve hava limanına ayak basınca çok modern bir görüntüyle karşılaşıyorum.Kısa zaman önce devreye giren bu hava limanının ucu bucağı yok.Çok modern bir ülkeye geldiğinizi düşünüyorsunuz, fakat turistik yerler hariç, ülkede modern manzaralar görebilmek mümkün değil. Bangkok havalimanı’na uçaktan indiğinizde ilk hissedeceğiniz şey sıcak ve nemli bir hava, ikinci hissedeceğiniz şey sıcakkanlı ve güler yüzlü insanlar ,üçüncüsü ise sizin tarafınızdan keşfedilmeyi bekleyen Tayland’ın egzotik atmosferi .Havalimanın önündeki terminalden Bangkok’un 4 ayrı bölgesine servis otobüsleri kalkıyor, kalacağınız otel belliyse, adını söylüyorsunuz ve o bölgenin aracına yönlendiriyorlar.Pattaya’ya gidecekseniz kısa aralıklarla gece 20.00 kadar arabalar kalkıyor.Bangkok’tan Pattaya’ya ulaşım biraz problemli, Pataya mutlaka görülmesi gereken turistik merkezlerden, Bangkok’a gitmeden buradan Pattaya’ya gitmek daha kolay olabilir.
Biz gezimize yinede başkent Bangkok’tan başlayalım.

Photobucket
Bangkok

BAŞKENT BANGKOK
Hava limanından Bangkok’a ilerlerken ilk tuhafınıza giden örümcek ağı gibi örülmüş yollar ve sağ tarafta oturan sürücüler oluyor.Arabalara sağdan girmeye programlandığınızdan ilk başlarda zorlanıyorsunuz, çünkü otobüslerin giriş kapıları soldan.Bu bölge tarihte Siyam krallığı diye geçen bölgenin bir parçası ve uzun süre İngiliz hakimiyetinde kalmış.Şehre girdiğinizde ilk gözünüze çarpan yine, havadan geçen ağ şeklinde yollar ve metro hatları, gökdelenler oluyor.Gökdelenin hemen dibinde gecekonduya benzeyen yapılarda görebiliyorsunuz.Bangkok’ta yer altı metrosu çok az, hep üstten yapılmış.Sebep olarak ta zeminin rutubetli ve metro tüneline uygun olmayışı gösteriliyor.

Photobucket
Bangkok

Şehrin kuruluş tarihi 1782 olarak veriliyor, krallardan Rama tarafından kurulmuş, Tahi dilinde melekler şehri anlamına geliyor.Budizm’in önemli merkezlerinden ve irili ufaklı 400 yakın Budist mabet var.Tabi yer yer Müslüman mahalleleri ve camilerde var.12 Milyona yakın şehir nüfusunun 5 milyonun buraya yerleşmiş yabancılar olduğu söyleniyor.Bangkoka giderseniz, ayrılırken aklınızda kalacak en keskin hatırlardan biri de sokakları kaplamış yemek kokuları olacak.Halkın büyük kısmının gelir seviyesi düşük ve tek odalı evlerde oturuyorlar, arka kısımda banyo tuvalet görevini gören ufak bir yer var ve evlerin içinde mutfak yok.Yemek ihtiyaçlarını her mahalde ve sokaklarda çokça bulunan yemek satıcılarından karşılıyorlar.Onlarda açık havada tezgahta yemek pişirdiklerinden, etrafa sürekli yemek kokusu hakim.

Photobucket
Grand Place

BANGKOK’UN GÖRÜLECEK YERLERİ,

Bangkok gezimize Grand Place ile başlayalım.Grand Place veya Big Buda olarak anılan ve Altın tapınak olarak da isimlendirilen adeta Bangkok ve Tayvan’ı sembolize eden yer, şehrin görülmesi gereken en önemli yeri.Grand Palace yaklaşık 60. 000m²’lik bir alan üzerine kurulmuş,100 den fazla binadan oluşuyor.Tayvan’ın adeta sembolü Altın Kubbe ve dev buda heykeli burada.

Photobucket
Altın Kubbe

Bunun yanında yüzlerce orta boy buda heykeli ile dolu tapınaklar var. Sarayda ise mitlerde yer alan, kuş, kadınlar, aslan adamlar, çok değerli olduğu söylenilen zümrüt bir buda heykelleri var.Grand Placede Üç adet saray var.En eski olan saray tamamen Thai mimarisini yansıtan ve yüzyıllardır orada bulunan saray.Birde Batılı Fransız mimarisine sahip fakat çatısı tahi mimarisinde olan diğer saray var.

Photobucket
Saray

Görülmesi gereken ilginç diğer bir yer, yüzen Pazar.Sarayın bahçesinden sizi yüzen pazara götürenlerde var, sürekli yanınıza gelerek ellerindeki resimlerle uranın reklamını yapıyorlar.Floating Market’ yani Yüzen Çarşı’ diye anılan , pazar yerel halkın alışveriş yaptığı bir pazar olmaktan çıkmış, yerellilerin turistlere bir şey satmaya çalıştığı bir panayır yerine dönmüş. Tayland artık çok turistik olduğu için neredeyse her şey turistler için Disneyland’a dönüştürülmüş. Nehir içindeki evler, sandallarda satış yapan pazarcılar Thai halkının yaşamından gerçek bir kesit sunuyor.

Photobucket
Yüzen Pazar

Tekne turlarıyla Chao Phraya nehride gezilebilir.Nehir boyunca birçok Budist tapınak var.Way Traimit’teki 5.5 ton ağırlığındaki altın Buda heykelini görebilir,Wat Pho tapınağında yatan Buda heykelini izleyebilirsiniz.

Photobucket
Altın Buda heykeli

Mistik öğeler benim ilgimi çekmiyor derseniz, giyim eşyaları için uygun fiyatlı halka hitab eden Amari Atrium Oteli civarında bizim Mahmut Paşa gibi bir alışveriş merkezi var.Uygun ürünleri ucuza bulabilirsiniz.Markalı eşyalar arıyorsanız Word Trade Center’e gitmeniz gerekiyor.İstanbul’daki Galeria’nın 2-3 kat büyüğü.Elektronik eşyalar konusunda da başta Pantip Plaza olmak üzere 4-5 katlı iş merkezleri var.fakat Türkiye’den çok düşük fiyatlara elektronik eşya bulacağınızı düşünüyorsanız hayal kırıklığına uğrarsınız.

Photobucket
Elektronik eşya çarşısı

Çeşit çok fakat fiyatlar Türkiye’den pekte düşük değil.Tabi garanti olayı da söz konusu olduğundan, buralardan elektronik eşya almak pekte akıllıca bir iş değil.Unutmamanız gereken çok önemli bir hususta mutlaka ve mutlaka pazarlık yapmanız.Artırmaya, söylenenin yarı fiyatından başlayın, eşyayı pek de gözünüz tutmadıysa yarı fiyatında ısrarcı olun, elinizde kalma ihtimali çok yüksek Tayland’da.

Photobucket
Pattaya

PATTAYA
Ülkenin doğu kısmında bulunan Pattaya’ya Bangkok’tan 2 saatlik bir yolculuk sonunda ulaşılabilen 150 km mesafede bir şehir. Bu şehirde yaşayanların çoğunluğu Batı Avrupa’dan ve Kuzey Amerika’dan gelen yabancılardır ..Son zamanlarda sayılarında artış gösteren Doğu Asya ve Rusya’dan gelen, göç eden yabancıların talepleri doğrultusunda bu şehirde inşa edilen çok katlı yüksek apartman sayısıyla Tayland’ın ikinci şehridir. Budizm inancı, tapınaklar, rahipler, Thai yemekleri, alışveriş yapabileceğiniz, içinde Türkiyeli firmalarını da bulunduğu iş merkezleri ve su sporlarının bir çok çeşidini bulabileceğiniz bir şehirdir, Pataya.
Photobucket
Pattaya gecede hareketli

Tayland’da Thai masajı çok gelişmiştir.Bizim buradaki büfe ve bakalar gibi, hatta onlardan daha çok masaj salonu var.Hakkında değişik söylentiler olsa da, gerçek anlamda masaj salonu olarak hizmet veren iş yerlerinin ön kısımları boydan boya camekanlı olanları var.Thai halkı bunu günlük hayatın bir gerekliliği olarak kabullenmiştir.Masaj sektörünün bu kadar çok gelişmesinin sebebi nemli iklimin ve rutubetli ortamın, romatizmal ağrılara sebep olmasıdır.Masaj salonlarının önünden geçerken aile boyu masaj yaptıran Thai’li aileler görebilirsiniz.Fakat görebildiğim kadarıyla çoğu da sinek avlıyor, fakat işsizlikten, yapacak başka bir işleri olmadığından bu işi sürdürüyorlar.Taleb var ama , gördüğüm kadarıyla arz daha fazla ve bir dengesizlik var. En ilginç tarafı da önünden geçerken sizin yabancı olduğunuzu fark ettiler mi, o an salonun önünde boşta bekleyen ekibin hep bir ağızdan koro halinde “ Thaiİ masajjj” diyerek dikkatinizi salona çekmeye çalışması.Pattaya bu konuda diğer şehirlere nazaran daha fazla ünlenmiştir.Aynı zamanda akvaryum içinde balıkların yaptığı ayak masajı da meşhur.

Photobucket
Balıklarla ayak masaj

Pataya sahili ve denizi ile ünlü turistik bir merkez olmakla beraber çok sayıda Budist tapınakta var.Sahil şeridinde Pazar gibi çok sayıda seyyar tezgah açılıyor ve yolda zor yürünüyor.Bir ara tsunami felaketiyle karşılaşan Pattaya’da çok can ve mal kaybı olmuş, kıyıya vuran dalgalar ortalığı kasıp kavurmuş.Bu felaketin CD satıldığı tezgahta, en iyi iş yapan tezgah.Araçlar, binalar nasıl perişan olmuş, insan cesetleri nasıl şişmiş sağa sola savrulmuş, bunların görüntüleri var.Normal şartlarda bir insanın izlemek istemeyeceği görüntüleri içeren CD almak için turistler adeta kuyruğa giriyor.
Bunun dışında yakın mesafedeki adalara günlük turlar var, Colden Carol yani Mercan Adası, bunlardan en ünlüleri. Yarım saatlik bir tekne yolculuğundan sonra, adaya varıyorsunuz, kıyıya çıktığınızda, un inceliğinde bir kum, masmavi, temiz ve ılık bir deniz sizi bekliyor, kıyıda ufak bir ücret karşılığı şezlong ve şemsiye bulmak pek sorun değil.Denizaltı dalışları için çok uygun bir ortam.Şehirdeki acentelerin düzenlediği şehir içi turları da var.Timsah şov veya hayvanat bahçesinde fillerin yaptığı fil şov görülmeye değer.

Photobucket
Million Years Stone Park

Million Years Stone Park  mutlaka görülmelidir.Çok geniş alana yayılmış park ve hayvanat bahçesi içermektedir.Her gün belli aralıklarla fil şovları düzenleniyor.Fakat giriş ücreti bayağı yüksek.Gelmişken yüksek giriş ücreti karşısında, girmeyle girmeme arasında gidip geldim ama, gelmişken girmemelik olmaz tabi, en azından birilerine anlatılacak anılarımız olmalı, mecburen girdim.Fakat sonra fillerin şovunu izleyince giriş ücretine hak verdim az bile.En azından 20-30 arası fil şov yapıyor ve hepsinin teperlinde bakıcıları.
Photobucket
Fil Şov

Gösterinin ardından fillere kasa kasa muz veriliyor, günde bir kamyon yiyecek verilse bence o fillere yetmez.Birde bakıcıların parası..Müzik eşliğinde çok güzel şov yaptıklarında söylemeliyim.Park da çok harika, paskalya adasının taklidinden, Thai mimarisi içeren minyatür yapılara ve geometrik desenleriyle görülmeye değer çok güzel bir yer.

Photobucket
Big Buda

Pattaya’da mutlaka görülmesi gereken yerlerden biriside Big Budha tapınağıdır.Pattaya İdari olarak Chonburi’ye bağlı olsada kendi kendini yöneten özel belediye statüsündedir.

Photobucket
Budist mabed ve müze

Budizm inancını yansıtan başka mabetler çevreye yayılmış durumda fakat sayıları az da olsa bizdekine rastlamayan mimarileriyle camilerde rastlamak mümkün. Pattaya’da bir benzeri de Singapur’da olan dünyanın en büyük akvaryumu muhakkak görülmesi gereken yerlerden birisidir.Kendinizi bambaşka bir dünyadaymış gibi hissedemiyorsunuz.

Photobucket
Deniz altında tünel akvaryum

CHİANG MAİ .

Chiang mai Başkent Bangkok’un 700 Kilometre kuzeyinde ve oldukça renkli bir yapıya sahip olan, mutlaka ve mutlaka görülmesi gereken bir şehir.

Photobucket
Gece pazarı

Chinag Khlan Road üzerinde kurulan gece pazardan, el oyma sanatı ürünleri ve halis Thai ipeğini ,aklınıza gelebilecek her türlü hediyelik eşyayı çok ucuza alabilirsiniz.Midideniz alırsa va Thai mutfağını tanımak isterseniz yol üzerinde kurulan seyyar yiyecek satan satıcı veya seyyar mutfaklardan çok çok ucuza karnınızı doyurabilirsiniz.Chiang mai aynı zamanda ,Türkiye’deki Bolu Mengen gibi Tayland mutfağını en iyi şekilde hazırlayan ve yemek yapan aşçıları ile meşhurdur.

Photobucket
Thai mutfağı

Bir başka özelliği ise Tayland’ın sıcak havasından bunalanlar ve serinlemek isteyenler için tavsiye edilebilen yegane yerdir . Bu arada en çok yağış alan yerlerinde başında geldiğini de unutmamak gerekir. Görülmesi gereken yerlerin başında ise Doi Inthano ulusal Parkı ,Vachirathan Şelalesi ,Siriphum Şelalesi ,Wat Phara That Dai Sutep Tapınağı , Altın Üçgen Golden Triangle gelir.

Photobucket
Phuket Town

PHUKET
Güneyin incisi olarak anılan Phuket, Tayland’a ait adalar arasında en büyük ve önemli turistik adası.Turistik bir merkez olmasına rağmen adaya ilk girdiğinizde baş döndürücü bir trafik ve düzensiz yapılarla karşılaşıyorsunuz.Adanın turistik bölümleri sahil şeridinde Patong yerleşim merkezinde.Görülmesi Gereken Yerler,Phang Nga Bay plajı, Kamala plajı, Phi Phi adaları, Laem Sing plajı – Nai Harn plajı, Mercan adaları, Yao Yai adas, Kelebek bahçesi, Khai adası, Patong plajı, Wat Suwannakuha Budist tapınağı, Timsah çiftliği, Akvaryum, Koh Pannyi, Phuket FantaSea eğlence parkı.

Photobucket
Phuket mercan kayaları

Ada safari turları, dalış turları, yelken turları aktiviteleri içinde çokça turist akınına uğruyor. Adada turistlere yönelik fil üstünde trekking, karting, golf, paintball, şnorkel ile ya da tüplü dalış ve bungee jumping gibi birçok aktivite seçeneği mevcut Bunun yanında orkide çiftliğini ziyaret ederek yüzlerce çeşit orkideyi yakından görebilir.Budist tapınaklarında ilginç, Budist geleneklerini yerine getiren yerel halkı gözlemleyebilirsiniz Phuket’te birçok plaj bulunuyor

Photobucket
Phukette gün batımı

Tayland hükümetinin aldığı bir kararla, adanın Batı kıyılarındaki plajlar turistlere, Güney ve Doğu kıyılarındaki plajlar ise yerel halka ayrılmış Patong, Kata, Kata Noi ve Karon plajları adanın en çok tercih edilen turistik plajları Yerel halka ayrılan plajların bazılarında diz boyu suda, ayakta balık tutan Taylandlıları görebilirsiniz Phuket’te görebileceğiniz en güzel plajlar aslında çevredeki adalarda bulunuyor Günübirlik Phi Phi Adası ve James Bond Adası turları ile bu plajlara ulaşabilirsiniz

Photobucket
Film çekilen adalar

Tayland’ın en büyük adası olan Phuket, çevresindeki 50’ye yakın irili ufaklı adayla film ve dizilere sıkça ev sahipliği yapan doğal bir plato James Bond adasında , James Bond filmleri serisinin 1974 tarihli Altın Tabancalı Adam bölümü burada çekilmiş.Maya Bay, eşsiz bir beyaz kum plajı olan Khai Adası ve ağaçlarla denizin iç içe geçtiği Naka Adası’nı mutlaka görmelidir Ayrıca Khai Adasında, şnorkelle dalış yaparak kıyıya yakın derinliklerde bulunan mercan kayalıkları harika bir doğal güzellikleri görülebilir.

Photobucket
Tsunami sonrası

Phuket adasının en önemli turistik yerleşim yerleri Patong, Kata ve Karon Yemek, eğlence ve alışveriş seçenekleri bakımından en fazla alternatife sahip olan bölgede kalmak isterseniz adanın kalbi sayılan Patong kasabasını tercih edilmeli.Phuket ve çevresinde hakkıyla tatil için en azından bir hafta 10 gün gibi bir zaman ayırmalı.Bu arda şunu da ilave edelim Phuket, 26 Aralık 2004 tarihinde meydana gelen tsunomi felaketinin izlerini silememiş hala.Sahildeki boş araziler yok olan tesislerin anılarını saklıyor.Sahilde palmiyelerin bir kısmı kurumuş deniz sularının etkisiyle.Harap olan altyapı çalışmaları, tretuar düzenlemeleri devam ediyor. Tsunami 9000 kişinin ölümüne neden olmuş burada.

PhotobucketKrabi

KRABİ
Krabi bölgesi yaklaşık 130 adadan oluşan , Hint Okyanusun Amandan körfezinde güzel sahil şeridi, mercan kayalıkları, mağaraları ile önemli turistik bir merkezdir.Bu güzellik ilk çağlardan beri keşfedilmiş, Lang r?ng Rien mağarasında 1986 yılında arkeologları 40 bin sene öncesine ait insan kemikleri, taş aletler , çömlekler bulunmuştur.Bu günde kıyı şeridi ve adalar su altı dalış sporları meraklıları için önemli bir merkezdir.Yaz kış sıcak olan bölgede genelde tatil için tercih edilen dönem daha serin ve daha az bunaltıcı iklimi sahip olan Kasımdan Şubata kadar olan zaman dilimidir.Kış aylarında burada çok güzel bir yaz tatili geçirebilirsiniz.26 Aralık 2004’te bölge çok büyük bir tusunami felaketi geçirmiştir.
Photobucket
Tsunami uyarısı

Civarda kalker tepelerde bulunur Rock climbers tepesine dağcılık için gelenler vardır, trekinge uygun araziler vardır..Sarkıt ve dikitlerden oluşan çok güzel mağralar bulunup, mağaracılarında uğrak yerlerindendir.Anakara milli parkı, Khao Phanom Bencha ve Than Bokk-horani, şelaleleri, hayvan meraklılarının kuş gözlemi yaptıkları yerler vardır.Bölgenin bir özeliği de çok rahat bir şekilde gözlemlenebilen gel git olayıdır.Gündüz gelirken arabanın camından yakındaki adacıklara yürüyerek deniz üstünden geçen insanlar görmüştüm.Su o kadar çekilmişti ki, diz boyuna gelmeyen deniz suyunda yürünebiliyordu.

Photobucket
Krabi adaları

Fakat hava sıcak olduğu için gecede denize giriliyor ve aynı bölgede bu sefer gece yüzen insanları görebiliyorsunuz, sular yükselmiş.Bu bölgelere Türkiye’den tur düzenleyen firmaların taleb ettikleri ücret oldukça yüksek.Fakat bunlara bu paraları vermeye gerek yok.Değişik ilgi alanlarındaki insanlara her türlü alternatif imkanlar sunan bölgede Krabi ile Phuket arasında uluslar arası hava alanı var.Kendi imkanlarınızla buraya geldikten sonra, yapacağınız iş yerleşim bölgelerinde çok sayıda bulunan acentelerin düzenlediği ekonomik turlara katılıp bölgedeki tüm ilginç yerleri dolaşmak.Tayland’da fiyatlar Türkiye ile aynı olup fakat her bütçeye uygun ucuz sayılabilecek oteller bulmak mümkün.
Photobucket
Koh Saumi’de gün batımı

KOH SAMUİ ADASI
Tayland körfezinde birçok ada var ama içlerinde en tanınmış adalardan biri olan Koh Saumi adasından bahsetmekte fayda var.Karaya 15 km uzaklıkta olan bu adada 48 bin kişi yaşıyor, adayı çevreleyen karayoluyla ada turu yaklaşık 1 saat alıyor.Ekvatorun tropikal iklimine ada Hindistan cevizi ve palmiye ağaçlarıyla kaplı ve adanın diğer bir adı da Cennet adası.Adadaki en büyük yerleşim merkezi Nathon ,adanın en güzel sahilleri Lamai Beach ve Chaveng plajları.

Photobucket
Koh Saumi kumsalı

Görülecek yerler tatlı su Samui şelalesi ,Big Buda Tapınağı , maymunlar çiftliği ,kelebek çiftliği , yılan çiftliği’dir.Maceraya meraklıysanız filler ile tropik ve egzotik ormanda safari yapıp unutulamayacak anlar yaşayabilirsiniz . Koh samui adası zengin deniz ürünleriyle de çok ünlüdür özelliklede Çin Fisher Man balıkçı kasabası bu konuda çok zengin seçenekler sunar . Hint Okyanusun Amandan körfezinde daha bir çok turistik ada vardır ve vakti olan için hepsi görülmeye değer harika doğal güzellikler sunar

Photobucket
Hay Yai

HAT YAİ
Tayland’ın pek adı duyulmamış fakat oldukça büyük şehirlerinden biride Hat Yai.Malezya sınırına 50 km mesafedeki bu şehir Bangkok’a 947 Km uzakta ve otobüslerle gelinebiliyor.Malezya’ya gidecekler için bir aktarma durağı, eğer Tayland’ın başka bir bölgesinden geliyorsanız sizi önce burada indiriyorlar , sonra Malezya’ geçen başka bir araca aktarma yapıyorsunuz.Şehir sınır kenti olduğundan mıdır?,çok hareketli ve gelişmiş.Ben Tayland’dan Malezya’ya bu şehir üzerinden geçtim.

Photobucket
Budist tapınak

Bangkok’tan başlayıp otobüslerle Singapur’a kadar uzanan keyifli bir yolculuk yapabiliyorsunuz.Bu yolculuk gündüzse artık TV de National Georafik programlarını yol boyunca canlı olarak izlediğinizi düşünün.Yatan Buda adında, 35 metre metre uzunluğunda, 15 metre yüksekliğinde uzanmış Buda heykeli, Wat Hat Yai Nai, dünyanın en büyük üçüncü Köprüsü Tapao Road, Kentin 24km batısında bulunan Sesi Nga Chang Şelalesİ şehrin görülmeye değer ilginç yerleri arsında bulunmakta.

Photobucket
Patani

PATANİ BÖLGESİ
Burası bildiğimiz Tayland’dan farklı bir bölge. Güneydoğu Asya ülkelerinden olan Tayland’da 2,5 milyon civarında Müslüman var ve ülke nüfusunun % 5’ini oluşturuyorlar. Tayland Müslümanlarının yaklaşık % 90’a yakını Malay, % 10’u Tahi. Tayland Müslümanlarının çoğunluğu Patani bölgesinde yaşamakta.Malezya’ya giderken bu bölgeden geçtiğim için etrafı daha iyi tanıma imkanı buldum.Yabancıya doğal bir ilgi var fakat Türkiye’den geldiğimi anlayınca bu ilgi abartılı bir şekilde arttı.

Photobucket
Patani’de külliye

Patani Türkiye’den binlerce kilometre uzakta bir yer, şu ana kadar adını dahi duymadığım, Tayland gezim olmasa belki hayatım boyunca adını da duymayacağım bu ülkede, ne kadar ilginçtir ki bizleri, ülkemizi çok iyi tanıyan ve seven insanlarla karşılaştım.Konuştukça bu sevginin sebebini de öğrendim.Nedeni de Sultan Abdülhamit Han.Karşılaştığım çocukların bir kısmının ismi Abdülhamit ve tarihten gelen bağlarımız var. Abdülhamit Han, Patani İngilizler tarafından işgal edildiğinde, o çağda nereden?, nasıl ? haber aldıysa, Anadolu’dan 27 genci İngilizlere karşı savaşmaları için Patani’ye göndermiş. Bu gençler Patani’ye girerken İngiliz birlikleri tarafından yakalanarak esir alınır ve kurşuna dizilmişler. Ayrıca bölgedeki Müslümanların başlarına Şeyh Ahmet Patani isminde Patanili bir alimi atayan Abdülhamit Han, Patanili Müslümanların İngilizlere karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesini de bizzat gönderdiği paralarla finanse etmiş.Bunun Patani’li direnişçiler üzerinde moral desteği büyük olmuş..Yaşı 50 nin üzerinde olanlar hala Abdülhamit’i saygıyla anıyorlar.

Photobucket
Patani’li kız öğrenciler

Bu insanlar çocukken köyleri Budist askerler tarafından basılırmış ve o yaşlarda çocuk oldukları için çok korkarak ağlamaya başlarlarmış. Anneleri onları sakinleştirmek için “Korkmayın! Abdülhamit Han’ın askerleri gelip bizi kurtaracak” derlermiş. Abdülhamit Han Patani’de, Patanili Müslümanların kalplerinde hala dipdiri yaşıyor. Patanili Müslümanların gözünde Osmanlı ve Türkiyeli Müslümanlar bir kurtarıcı olarak görülüyor ve umut içinde beklentiyle bakıyorlar.Patani’nin varlığındansa bizim haberimiz bile yok, tarihten gelen bağımızı, buradan geçerken tesadüfen öğreniyorum.

Photobucket
Patani’li direnişçiler

Bu bölgede yaşayan Müslümanların daha önce kendi özel yönetimleri varmış.Tarihte birkaç kez Tayland saldırılarına uğrayan ve zaman zaman işgal edilen Patani, II. Dünya Savaşı’nda Japonya tarafından işgal edilmiş ve Japonya’nın savaştan yenik çıkması üzerine 1945’te bağımsızlığını kazanmış.Ancak bu bağımsızlık uzun sürmemiş ve İngiltere’nin yardımıyla Tayland tarafından işgal edilmiş.İşgalden sonra bölgeye Budist halk yerleştirilmeye, Buda heykelleri konulmaya başlanmış.Müslüman nüfusa baskılar ve asimilasyon çalışmaları bölge halkında huzursuzluk yaratmış.İsrail işgalindeki Filistin gibi burasının bağımsızlığı için silahlı ve silahsız mücadele veren Patani’li gruplar var.Son yıllarda çok kanlı çatışmalar olmuş.Patani için uzak doğunun Filistin’i denilebilir.

Photobucket
İsyancı kırmızı gömlekliler

KIRMIZI GÖMLEKLİLER VE TURİZİM.
Tayland’ın başlıca geliri turizm ve doğal kauçuk üretimi.2010 yılında çeşitli vesilelerle 3 kez Tayland’a gittim.İlk iki tanesi kısa aralıklarla ve yıl başındaydı.O dönemde bir problem yoktu ve dört mevsim sıcak olan bölgede çok sayıda Turist vardı.12 Martta başlayan ve 20 Mayısta bir İtalyan gazetecide dahil olmak üzere yaklaşık 25 kişinin ölümüyle sona eren ve son yılların en büyük halk hareketini oluşturan kırmızı gömlekliler ne istiyordu?.Kırmızı gömleklilerin Bangkok sokaklarını doldurmaya ve toplanmaya başladıklarında bende Bangkok’taydım.Tabi kalabalığı görünce ne oluyor diye merak ettim ve aralarına girmek istedim.Fakat turist olduğumu gören polisler barikatlardan geçmeme izin vermediler, birkaç kez şansımı denediysem de başarılı olmadım.Dönüş tarihim belli olduğundan, sonrasında ayrıldım ve Türkiye’ye gelince konuyu tam anlayabildim.

Photobucket
Bangkok sokaklarında

Tayland krallıkla yönetilse de seçim sitemi, parlamento be başbakan var.Halkın sevdiği fakat kralla anlaşamayan bir kişi olan eski başbakan Taksin Şinavatra 2006 yılında yurtdışındayken görevden alınarak koltuğundan edilir.Kırmızı gömleklilerin amacı, erken seçimlerin yeniden yapılması, Taksin Şinavatra’nın yurda dönerek tekrar başbakan olması ve kraliyet rejimine son vererek gerçek anlamda demokrasiye geçilmesidir.Görebildiğim kadarıyla çok sayıda Budist rahibinde destek verdiği ve sayıları on binleri bulan grubular sürekli Bangkok’ta kalarak günlerce oturma eylemi yapar ve son yılların en önemli halk direnişini gösterirler.Dağılmayan, parlamento binasını işgal eden bu kalabalığa karşı ordu birlikleri müdahale eder,çıkan çatışmalarda 25 yakın insan ölmesi ve hareketin 5 liderinin yakalanması sonucu direniş sona erer.

Photobucket
Bangkokta çatışma

Kırmızı Gömlekliler’in liderinin ordu tarafından teslim alınmasın hemen ardından protestocular misilleme olarak Bangkok’taki bazı binaları ateşe verirler.Ateşe verdikleri binalar arasında, Bangkok Borsası, Elektrik İdaresi Merkezi, Asya’nın en büyük alışveriş merkezlerinden biri olan Central World, sinemalar ve belediye binası da bulunur. Askerler, göstericilere göz yaşartıcı gaz, plastik ve gerçek mermi ile müdahale eder.Şehrin merkezini 6 hafta işgal eden protestocular ise taş ve ev yapımı bomba ile karşılık verir.Bangkok alevler içinde kalır. Oteller ve dev alışveriş merkezleri, güvenlik gerekçesiyle günler boyu kapalı kaldığı şehirde. Günlük zararın 15 milyon dolara ulaştığı açıklandı.

Photobucket
Bangkok yanıyor

Tabi tüm bunlar çok sayıda turistik rezervasyon iptaline sebep olur.Temmuz ayında son gittiğimde nerdeyse turist yok denilecek kadar azdı ve bu olaylar Tayland turizmini felç etmişti.Şimdilik bastırıldı gözükse de Tayland’a gerçek anlamda demokrasi gelene ve İngilizlerin giderken bıraktığı kraliyet sistemi sona erene kadar halkın bu direnişi devam edecek gözüküyor.
Photobucket
Sokakta yemek satıcıları

TAYLANDA’DA YEMEK KÜLTÜRÜ
Türkiye dışına pek çıkmamış ve yabancı yemeklere alışkın olmayanlar için Tayland’ın ayrı bir dünya olduğunu söyleyelim.Yeni ve yabancı yemekler konusunda çekimser bir yapınız varsa, Türkiye’den bildik yemek türlerini içeren yüklü bir konserve bavuluyla gitmenizde yarar var.Ya da dayanabilirseniz peynir ekmekle idare etmek.Çünkü bu ülkede bildiğiniz türde çorba, pilav üstü az kuru, döner türünde yemekler yok ve ağırlıklı menü deniz ürünleri.Belki hayatında ilk kez gördüğünüz deniz hayvanlarına ait yiyecekler var.

Photobucket
Deniz ürünleri en seçkin yemekler

Ben bilmediğim yemekleri yemeye birkaç gün dirensem de sonunda baktım olacak gibi değil sonunda gelen yemekleri yemeye başladım.Neden yapıldı diye sormadan, çünkü diyecek ki, yengeçti, ıstakozu vs, iştahım kaçacak yine yiyemeyeceğim, iyisi mi al ağzına tadını miden kaldırabiliyorsa ne olduğunu sormadan ye.Yoksa açlıktan öleceğiz.Meyveleri de bam başka tropikal iklim kuşağı meyveleri.Bizim bildiğimiz elma, armut, portakal gibi meyveler görmedim ama isimlerini tam bilemediğim , tarifte edemeyeceğim çok değişik ve tatları güzel meyveler var.Yemeklerinde kesinlikle ekmek kullanmıyorlar.Bizse ekmekli yemek kültüründen geldiğimiz için bunu yadırgıyoruz.Unlu yemekler yemedikleri için şişman insanda gördüğümü hatırlamıyorum, bırakın insanları kedileri dahi çok zayıf.Sağlıklı kalabilmek için güzel bir beslenme rejimi tabi.

Photobucket
Otobüsler eski fakat konforlu

TAYLAND’DA ULAŞIM.
Bence tüm ülke otobüslerle gezilebilir.Modelleri yüksek ve çok lüks olmasa da yolculuk sırasında rahat edilebirlik açısından Taylan’daki otobüsler bu güne kadar gördüklerim arasında bir numara.Tabi trenle de ulaşım mümkün, geliri düşük kesimler tarafından tercih ediliyor.Fakat otobüsler uzun yolculuğa çok müsait, koltuklar açılıp yatak şeklinde dönüşebiliyor, battaniye yastık veriliyor, uyuyarak gayet güzel bir gece yolculuğu yapabilirsiniz.Koltukların araları geniş, Tayland’daki bir koltuk aralığına, Türkiye’de iki sıra koltuk yerleştirilir.Araçların hepsi klimalı fakat bu solunum yolu rahatsızlıklarına yol açıyor ve bunun için nefes almayı kolaylaştıracak spreyler çokça kullanılıyor.

Photobucket
Ulaşımda Tuktuklar

Şehir içi ulaşımda taksiler ve tuk tuk dediğimiz motorlu araçlar kullanılıyor.Taksi fiyatları pek ucuz sayılmamakla beraber fenada sayılmaz.Tuk tuklar vasıtasıyla, biraz pazarlık yapıp, istedikleri fiyatın 3/1 fiyatına çok ucuza gidebilirsiniz.Çünkü Tayland’da komisyon müessesesi çok ciddi çalışıyor. Tüm şoförler, turist taşıyınca , götürdükleri mağaza, otel, restoran gibi iş yerlerinden komisyon alıyorlar.Bunu bilen iş yeri sahipleri de, fiyatlara verecekleri komisyon bedelini ekleyerek talepte bulunuyorlar.Bu nedenle , mümkün olduğunca iş yerlerine bunlar olmadan gitmek, pazarlık payını artıracaktır.

Photobucket
Pazarlık şart

Gideceğiniz yere fiyat sordunuz, söylediği fiyatın 3/1 söyleyin, önce yanaşmayacak gibi görünüp, sizin vaz geçtiğinizi hissederlerse, “tamam o fiyata taşıyalım ama bir şartla, benim götürdüğüm mağazayı sadece görmek için biraz zaman ayıracaksınız” diyor.Mağazaya gidin biraz bakının, tabi fiyatlar pahalı, gittiğiniz, giyim, mücheverat, hediyelik eşyalar satan mağazalar normal bir mağaza değil, turistleri yolunacak kaz misali gören pahalı mağazalar.Söyledikleri fiyatın onda bir fiyatını söyleyerek pazarlık yaparmış gibi yapın.Tabi bana olduğu gibi, satıcı kapıyı gösterip, “go, go” da diyebilir,bunu da göze alın.İyi ya işte fazlada zaman kaybetmeden yolunuza devam edersiniz.Kapıdaki görevli her gelen tuk tukun plakasını kaydediyor, sürücülerde sonradan gidip sizden almadıkları ücretin bir kısmını satıcılardan alıp, az noksanla denklemi tamamlıyorlar.

Photobucket
Yaşamın yükü kadınların omzunda.

SOSYAL HAYAT
Turizm Tayland’da halk için iyi bir gelir kaynağı.Taylandlılar, hizmet sektöründe güler yüzlü olmanın öneminin fazlasıyla farkındalar Turistlere güler yüzlü, nazik ve saygılı yaklaşım, bir halk kültürü haline gelmiş.Havaalanındaki polisten, oteldeki servis elemanlarına, kat temizleyicisinden tuk tuk şoförüne kadar turistlerle muhatap olan herkesin, güler yüzlü yaklaşımı ilke edindiği, asık suratla pek karşılaşamayacağınız bir yer Genelde çok sesiz ve sakin insanlar.Onlarla yüksek sesle konuşmaya kalkmayın, bağırdığınızı sanıp, kavga çıkacak diye kaçabilirler, alışkın değiller.Hırsızlık, kap kaç, yan kesecilik gibi bir olay halk kültüründe yok.O açıdan gönlü rahat bir şekilde dolaşabilirisiniz.Sıcak ikliminde verdiği rehavetle, genelde hayata boş vermiş insanlar bunlar, tek zararları kendilerine.

Photobucket
Tayland halkıyla yer sofrasında

Bir ülkenin halkını, yaşamını gerçek anlamda tanımak istiyorsanız onlarla iç içe olmalısınız.Turistik merkezlerde toplumun yaşamı hakkında bir fikir alamazsınız.Bu ülkede bulunduğum süre içinde zaman zaman halkla da içi içe oldum.Çok misafirperver dost canlısı insanlar.Evlerine davet ettiler ve yaşamlarını daha iyi gözlemleyebilme imkanı buldum.Halkın yaşam ortamları çok kötü.Ev kavramı onlar için tek bir oda ve arka tarafta tuvalet banyo görevini gören küçük bir yer.Mutfak yok, her sokakta yemek satan, mahalleye hizmet veren birkaç tane seyyar satıcı var.

Photobucket
Mahalle arası yemek satıcıları

Toplumun yükü genelde bayanların üstünde, ana erkil bir toplum.Çalışanların çoğu bayan, tabi buna %70 kadına % 30 erkek oranı da önemli bir sebep.Aileye çalışan bayanlar bakıyor, erkeler çok sorumsuz.Başıboş sorumuz bir yaşam sürmek, kafayı çekmek erkeklerin hayat, biçimleri olmuş.Tabi bu durumda, sırtından, en azından baktığı bir boğaz eksilsin aile ekonomisine hiçbir katkıda bulunmayan , tam tersi eşinden sürekli para sızdıran asalak gibi yaşayan erkekler var.Kadında Baktığı bir boğaz eksilsin diye erkeği boşayarak evliliği sona erdiriliyor.Yaşam standartları, merkezi yerler dışında çok düşük ve 2.el eşyaların satıldığı, bit pazarı türünde Pazar yerleri var.

Photobucket
İkinci el eşya pazarı

Mezarlık pek göremedim , sebebini sorduğumda da, bir ölüye mezar yapmanın pahalıya mal olacağı, halkın gelirinin düşük olduğu , onun için yakılan ölünün küllerinden hatıra olarak az miktar alıp evin içinde resminin yanına konularak hatıra olarak saklandığı söylendi.Tayland’la ilgili hatırlayabildiklerim bunlar, son söz olarak ta tecrübeniz varsa tura katılmadan, kendi imkanlarınızla gitmenizde fayda olduğunu ve tatil için şirin bir ülke olduğunu söyleyip son noktayı koyayım.

FRANSA

Photobucket

Photobucket
Zafer anıtı

Bu yazımızda Fransa’da gördüklerimi anlatmaya çalışacağım.Fransa’ya olan yolculuğum Yeşilköy hava limanından Paris’e hareketle başladı.Sürekli isimlerini duyduğunuz yerleri görmek başka bir duygu, hele bu Fransa olursa.Tazminattan ve Osmanlının son dönemlerinden bu yana, aydınlarımız üzerinde Fransız kültürünün etkisi büyük olmuştur olmuştur.Özellikle Paris, başta ressam ve edebiyatçılarımız olmak üzere, bir çok aydınımızın yetiştiği şehirdir.Tabi yüz yıl önce insanımız sanat için giderken, son 25-30 senede bu durum değişmiş bulunuyor.Fransa artık insanımız için bir ekmek kapısı olmuş.Yaklaşık 2 milyona yakın Türk işçiyle, Almanya’dan sonra 2.büyük istihdamın olduğu ülke.Tabi dönerken karşılaştığım ve konuştuğum Türk işçilerinden de anlayabildiğim kadarıyla, ki bir tanesi tekerlikli sandalyede geri dönüyordu, Fransa ekmek verse de insanımızın posasını çıkartıyor ve Fransızların yapmadığı en ağır işlerde yabancı işçiler çalıştırılıyor.
Photobucket

Yurt dışı seyahatlerimi bilen dostlar zaman zaman sorarlar genelde turla gitmeyip yalnız gittiğimi bildiklerinden.”abi sen oralara, bir problemle karşılaşmadan nasıl gidiyorsun?”dendiklerinde, ”İşte biraz cesaret” deyip geçiştirmişimdir.Fakat gittiğiniz güzergah Avrupa’ysa, güzelim ülkemin , güzelim insanları olduğu sürece, Avrupa’da seyahat en kolay işlerden biridir!.Yapmanız gereken, mesela Paris’e mi gidiyorsunuz, yol ne kadar sürüyor, 2 saat, yola çıkınca, uçmaya başladıktan yarım saat sonra, şöyle etrafınızdaki Türklere bakıp, “geldik mi, iniyor muyuz?, türünden bu yolun yabancısı olduğunuzu, yolu bilmediğinizi belli eden bir sinyal vermeniz yeterli.Sonra kemerinizi bağlayıp, gönül rahatlığıyla olan biteni izlemeye başlayınız .

Soruyu sorduktan birkaç dakika sonra, sağdan,soldan, arkadan artık ne taraftan gelirse şöyle bir soruyla karşılaşacaksınız, “sanırım ilk defa gidiyorsunuz galiba”.Evet dedikten sonra, ikinci soru, “sizi hava limanında karşılayacak var mı?”.Siz, “yok” dedikten sonra, “o zaman sana yardımcı olalım da kaybolmadan sağ selamet yerine ulaş” diyeceklerdir.Siz ne kadar “sağ olun, benim okumam yazmam var, yolumu bulabilirim” deseniz de, ben direnmemenizi tavsiye ederim, bu söyledikleriniz olası mutlak sona etkisi olmayacaktır.”Olur mu kurban, vallah seni bırakmayız, gurbet ellerde kaybolur gidersin ” deyip, metazori bir şekilde yardım edeceklerdir.Çevreden de, “ilk defa mı gidiyormuş ?” sorusuna, “evet” cevabı gelince, “yardım et tabi canım, kaybolmasın” sözleri yükselecektir.Hava limanında indikten sonra, metro biletinizi alıp, sizi, başınıza bir iş gelmeden!, otele, ya kendi elleri ile teslim edecekler, ya da cep telefonundan ineceğiniz istasyonda sizi karşılayacak bir yakınlarına telefon edip, adres teslimi, sağ selamet otelinize ulaşmanızı sağlayacaklardır.Sanıyorum gurbet ellere ilk kez adım atarken onlara da birileri yardımcı olmuştur ve onlarda bu güzel geleneği devam ettirmektedirler.

Photobucket
Uçaktan Paris

Rüya kent Paris

Otelime adres teslimi olacağım belli olan bir Fransa yolculuğunun sonuna doğru uçak hava limanına yaklaşırken Paris’i silik, bulanık bir görüntü olarak görmeye başlıyorsunuz.Sonra, yaklaştıkça Sen nehrinin zik zaklarını görüyorsunuz.Gözleriniz nereyi arıyor ?, Eyfel kulesini tabi.Paris demek, bir ölçüde Eyfel demek ve çok yaklaştıkça onu da görüyor, çok kısa bir süre sonra bu dünya harikasını yakından görecek olmanın heyecanını hissediyorsunuz.Sonra Paris’e inip sokakları dolaşmaya başladığınızda biraz hayretler içinde kalıyorsunuz.Çünkü çok sayıda zenci, Hintli,Bengladeş’li, Uzak Doğulu ve dünyanın değişik yerlerinden gelmiş insanlarla karşılaşıyorsunuz. Şanzelize’ye giden yollardaki esnaf dışında, adeta Paris’te Fransız kalmamış.Sebebini sorduğumda da, yabancıların çoğalmasından tedirgin olan yerli halkın civardaki küçük yerlere çekilip, Paris’i terk ettikleri cevabını alıyorum.

Photobucket
Sacre Cour kilisesi

İlk durağım otelimin yakın olduğu Pigalle Monmartre bölgesi.Paris’e hakim bir tepede, ressamlar sokağıyla sanatın kalbi burada atıyor.Ünlü Sacre Cour kilisesi burada bulunuyor.Nikahını burada kıydıran Kore’li bir çiftle karşılaşıyorum, her halde bu törenin geçmişe dönük güzel bir anı olmasını istemişler.

Photobucket
Monmartre’den Paris

Kilise’nin bahçesinden baktığınız zaman tüm Paris’i ayaklar altında görebiliyorsunuz.Sonra yürüyerek aşağıya iniyorum, 2. durak Şanzelize ve Zafer anıtı. 8 taraftan gelen yollar , göbekte, Arc de Triomphe, (Zafer Anıtı’ da) birleşiyor.Anıt Napolyon zamanında yaptırılmış ve savaşlarını anlatıyor, komutanlarının isimleri var.Üst katına da çıkılabiliyor.Anıtın bulunduğu yerden kalkan ve şehir turu attıran otobüsler mevcut.Bunlar Paris’te gidilecek turistik noktalara sizi götürüyor.Fakat gezmek için elinize bir harita alıp metroyu da tercih edebilirsiniz.

Photobucket
Eyfel, Seine nehrinden

Eyfel
Bir sonraki durağımız Eyfel kulesi.Kule Fransız devriminin yüzüncü yıl kutlaması için yapılmış. Mimari Stephen Sauvestre 50 mühendis ve 3000 işçi ile 1889 yılında başlanmış ve 26 ayda kuleyi tamamlamışlar. Mühendislik harikası ve bu ülkeye en çok gelir getiren kule Paris’in simgesi olmuş.Paris’in dünyanın en çok ziyaret edilen şehrine dönüşmesindeki büyük etkisi var.Tepeye asansörle çıkılıyor, fakat her zaman kuyruk var ve paralı.Kendinize güveniyorsanız merdivenlerden ufak ufak çıkabilirsiniz, tepeden Paris’i kuş bakışı seyredebilirsiniz.

Photobucket
Notre Dam’e Kilisesi

Seine Nehri ve Notre Dam
Eyfel’in önünden minik trenler kalkıyor, binerseniz sizi Seine Nehri turu yaptıracak turist gezdiren gemilere götürüyor.Gemiyle 2 saat boyunca şehri, nehirden boydan boya gezebiliyorsunuz. Seine nehri üzerinde iki adası var Cite ve Saint Louis. Notre Dam Klise’si bu Cite adasında. Diğer adada önemli bir şey yok ama çok şirin ve sakin bir yer.Fakat Cite adasına turist dolup taşıyor ve metroyla’da ulaşılabiliyor.Notre Dam’ın Kamburu filmini duymuşunuzdur sinemanın klasikleri arasında.Nerde geçtiğini ben de hep merak ederdim.Victor Hugo’nun ünlü romanı bu adada geçiyor.Notre Dame kilisesinde çancılık yapan Quasimodo çok çirkin ve kambur bir insan.Paris’te yapılan, “Paris’in en çirkini” yarışmasına katılır ve 1. ödülüne layık görülür. Êsmeralda adında bir kadında kaçıp, Notre Dam’e kilisesine saklanır.Rahibin kötü davranışlarına karşı, Quasimodo ona iyi davranır ve Êsmeralda da ona su verir.İyi davranış görmeye alışmamış ve toplum tarafından sürekli dışlanmış Quasimodo’nun, sevinçten “su verdi bana” sözlerini sürekli tekrar etmesi hafızalardan silinmez.Kalabalık turist grupları, romandaki ününden dolayı bu kiliseyi görmeye geliyor.

Photobucket
Louvre

Louvre müzesi
Metroya binip Louvre müzesini görmeye gidebiliyorsunuz.Müzeyi hakkıyla dolaşmak istiyorsanız birkaç gününüzü ayırmanız lazım.Saatlerce dolaşıyorum, Avrupa’nın değişik yerlerinden gelmiş sanat eserleri ve bir o kadar orta doğudan yağmalanarak gelmiş tarihi eserler.Gez gez bitmiyor.Birkaç bilet veriyorlar bölümden bölüme geçerken kullanıyorsunuz, biletler kaybolsun diye dua ediyorum dolaşmaktan yoruldum.Tabi kaybolmuyor, parasını verdim bende ne yapayım mecburen geziyorum.Burasını hakkıyla adam gibi gezmek için geniş zaman ayıracaksın, bir uzman tek tek anlatacak ve o şekilde gezeceksiniz.Bizim yaptığımız söyle bir üsten havasını solumak.

Photobucket Ahmet Kaya’nın mezarı

Père Lachaise mezarlığı
Moliere, La Fontaine, , Balzac, , Bizet, , Edith Piaf, Oscar Wilde ,Maria Callas ,Balzac kadar bir çok ünlülün yattığı Père Lachaise mezarlığ, Pariste turistlerin en çok gezdiği on yerden biriymiş. 1. Napoleon tarafından 1804 senesinde kurulmuş, şu anda 300,000 den fazla mezar var.Türkiye’den Ahmet Kaya ve Yılmaz Güney’de burada yatıyor.Mezarlığın saçı sakalı bir birine karışmış bir de şarapçı rehberi var, saçı saklı bir birine karışmış.Birden karşınıza hortlak gibi çıkarsa , mezarlardan birimi kalktı diye hiç korkmayın !, zararsız.Yanınıza gelip hangi ülkeden olduğunuzu soruyor.”Türkiye” dediniz değil mi, koltuğunun altında duran tomarları karıştırmaya başlayıp, hemen Türklerden burada yatanlarla ilgili haber kupürlerini çıkartıp, sizi onların mezarına götürüyor, gayet donanımlı !.

Photobucket
Disneyland

Disneyland

Disneyland Paris şehir merkezine 32 km uzaklıkta, Marnela-Vallée yakınlarında . Çocuklar için kurulmuş minik bir dünya, tabi büyük çocuklarında ilgisini çekiyor.İçinizdeki çocuğu özgür bırakıp gezilebilecek değişik yerlerden.Paris’in dışında kalıyor, trenle gidebiliyorsunuz. Disney’in kahramanları bir trenle parkta dolaşıyor,çizgi filmlerde izlediğiniz dünyada buluyorsunuz kendinizi.Sinidrella, 7 cüceler, korsan gemileri, macera tünelleri hepsi burada.

Photobucket
Versailles sarayı

Paris’in diğer yerleri,
Görülebilecek önemli yerler bunlar, Pazar gününe denk gelirseniz kilometrelerce uzunluğunda Paris’in bit pazarına göz atabilir, Jardins du Luxemburg’u, Versailles sarayı,eski Roma kalıntıları üzerine inşa edilmiş, ortaçağ müzesini, Rivoli Caddesi üzerindeki opera binasını görebilirsiniz. Sorbonne Üniversitesi ve Latin quarter civarı, Yahudi bölgesi olan Bastrille ve Marais‘te Victor Hugo’nun evi görülebilirsiniz ki içine de giriliyor.Paris’i biraz hakkıyla gezebilmek için en az 3 gün ayırmalı.Fransa’nın turistik öneme sahip diğer şehirleri hakkında da kısa kısa bilgi vermek gerekirse;

Photobucket
Lille

Fransa’nın Kuzey Şehri Lille
Fransa’yı Kuzey’den gezmeye başlarsak, Lille şehri sanat merkezi, renkli sokaklar, güzel mimarisi sebebiyle 2004 Kültür Başkenti seçilmiş.
1890-1970 arasında yaşamış ve özellikle 2.dünya savaşı esnasında Avrupa’ya hatta Amerika’ya gösterdiği direniş ile akıllarda kalan politikacı Charles de Gaulle’in doğum yeri olan Lille’de Paris’ten sonra tipik Fransız sanatının örneklerini görebileceğiniz ikinci şehir. Lille Güzel Sanatlar Müzesi, Charles de Gaulle Evi, Ticaret Odasının tarihi binası, Eski Borsa Binası, Tanrıça Anıtı görülebilecek yerlerinden.

Photobucket
Strasbourg

Strasbourg
Strasbourg Almanca bir kelime, Almanya sınırın ile birleşmesi iki ülkenin gelenek ve göreneklerini ortaklaşa bulundurmayı sağlanmış.Şehir eski olması yanında, Avrupa konseyi toplantılarında ev sahipliği yapıyor.Gezilmeye değer o kadar çok yer vardır ki UNESCO kültür miras şehirleri listesine bu şehir de eklemiştir.Strasbourg un gezilecek turistik yerleri ise, Alsas Müzesi,Citadelle Parkı,Orangerie Parkı,Avrupa Konseyi Avrupa Parlamentosu, Kleber Meydanı, Notre Dame Katedrali, Kammerzell Evi, Cumhuriyet Meydanı, Gutenberg Meydanı başlıca gezilecek yerler olarak sayılabilir.

Photobucket
Lyon

Rönesansın güzeli Lyon
Paris’ten sonra Fransa’nın ikinci büyük kenti olan ve çok sayıda Türkün yaşadığı Lyon, modern yapısının içinde barındırdığı tarihi ve doğal güzellikleriyle dikkat çekici. Kuruluşu M.Ö 1.yy dayanan kent tarihin her döneminde önemli bir ticaret merkezi olmuş. Bu günde, bu özelliğini sürdürüyor ve önemli sanayi kuruluşları bu şehirde. Eski Lyon da bulunan, St. Jean Sarayı ve 15. yüzyıldan kalma dünyaca meşhur St. Jean Katedrali, ortaçağ ve Rönesans mimarisinin bozulmadığı tarihi evleri, St. George Kilisesi, eski Lyon’un kuzeyinde yer alan Arkeoloji Parkı, en eskisi 4. yüzyıla dayanan eserleriyle dikkat çekiyor. Şehirdeki bir diğer güzel manzaralı tepe ise, Croix-Rousse.

Photobucket
Tepeden Lyon

Tepenin, Paris’in meşhur Montmartre’ına benzetebileceğimiz kısmı, sokak ressamları, 19. yüzyıldan kalma evleri.Barok mimari örneği, Saint-Bruno des Chartreux Kilisesi ve canlılığı ile şehrin insanı kendine çeken yerlerinden. Croix-Rousse Tepesi’nin hemen eteğinde iki nehir, Saône ve Rhône, doğa dokusunu değiştirerek Presqu’île adı verilen bir yarımada oluşturmuş. Burada, ortaçağa özgü dar sokaklardan Roma mimarisine, Napolyon stili yapılardan, Rönesans örneklerine kadar hemen her şeye rastlamak mümkün. Ama çevredeki yapıların belki de en önemlileri, 1803 yılında müze olan St. Pierre Manastırı, gotik tarzda 15. yüzyılda yapılan St. Nizier ve St. Bonaventure kiliseleri.

Avrupa’nın en ilginç müzelerinden biri de Lyon’daki olağanüstü güzellikteki plastik sanat örneklerine, resimlere ve kuklaların bulunduğu, otomat Müzesi’ (Musée des Automates). Rhône’un sağ kıyısında yer alıyor.Şehir Kitaplığında (La bibliothèque de la cité),Paul Cézanne’dan Edgar Degas’ya resimler ve 18. yüzyıldan kalma porselen bebekler bulabilirsiniz.

Photobucket
Lyon’da Türk camii

Lyonda çok sayıda Türk olduğu için her an sokaklarda Türkçe konuşan birilerine rastlamak veya dükkanlar görmek mümkün.Türkler bir araya gelerek kültürel yapılarını korumaya çalışıyorlar.Bana Lyonu gezdiren Türk arkadaşımız daha sonra, Lyonda yeni yaptırılan Türk camini göstermeye götürüyor.Hemen karşısında da Reno’nun deposu var.Kapı önünde Türkiye’den mal almaya gelmiş çok sayıda Türkiye plakalı TIR görünce, bir yanda cami, bir yanda Türkiye plakalı araçlar ve Türkçe konuşmalar, kendimi Türkiye’de gibi hissetim.

Photobucket
Cannes

Cannes
1945 den bu yana yapılan Film festivalleri ile ünlü bu şehirde ilginç görülmesi gereken yerler,La Croisette (ünlü yürüyüş yolu) – Palais des Festivals (festival sarayı) – Vieux Port / Le Suquet(eski şehir) – Marché aux Fleurs (çiçek pazarı) – Hôtel de Ville (şehir meclis binası) – Marche Forville (sokak pazarı) – Carlton Casino Club – Le Croisette Casino Barriere de Cannes – Plage du Martinez (plaj) – Parc Phoenix – Compagnie Maritime Cannoise (tekne gezisi) – Île Ste Marguerite (ada) sıralanabilir.Şehirde çok sayıda Müze de var.Musee de la Castre (tarih müzesi) – Galerie Alexandre Leadouze – Galerie de Cannes – Musee de la Mer (deniz müzesi) – Musée d’Art et d’Histoire de Provence – Musée International de la Parfumerie (parfüm müzesi) – Musée de la Marine (deniz müzesi) görülebilir.

Photobucket
Nice

Nice
Güneydoğu Fransa’nın Akdeniz sahilinde yer alan Nice, French Riviera’nın merkezinde harikulade doğa alanlarıyla kaplı bir Fransız kenti.Fransa’nın 5. büyük kenti olan Nice, aynı zamanda ülkenin 2. önemli turizm kentidir. Nice-Villefranche Limanı, Fransa’nın başlıca turistik gezi limanıdır.Sahiliyle de ünlü bu beldeye, Türkiye’den direk uçuşlar var. Görülmesi gereken önemli yerleri sıralarsak;Promenade des Anglais (ünlü yürüyüş yolu) – Vieille Ville (eski şehir) – Colline du Chateau (park) – Cours Saleya (sokak pazarı) – Monastere de Cimiez (manastır) – St.Nicholas Ortodoks Kilisesi – Castel Plage (plaj) – Avenue Jean Medecin (alışveriş caddesi) – Galeries Lafayette (mağaza) – Opera De Nice – Palais Lascaris – Place Massena (Massena Meydanı).Müzelere meraklıysanız; Musee National Message Biblique Marc Chagall – Musee d’Art Moderne et d’Art Contemporain (modern sanat müzesi) – Musee Matisse – Musee des Beaux-Arts (güzel sanatlar müzesi) – Terra Amata Museum – Musée et Site Archéologiques (arkeoloji müzesi) – Musee d’Art et d’Histoire Palais Massena müzelerini gezebilirsiniz.

Photobucket
Marsilya

Marsilya
1481 yılında İtalyanlardan Fransızların eline geçen Marsilya’nın 1.5 milyonluk nüfusunun 1 milyonu Kuzey Afrika kökenli.Fransızların azınlık olduğu bu şehirde aynı zamanda çok sayıda mültecide vardır.

Photobucket Osmanlı donanması Akdeniz’de

Marsilya tarihte Osmanlı donanmasına limanda olmuştur. Kanuni Sultan Süleyman, 1543’te Macaristan üzerinden İspanya İmparatorluğu’nun üzerine yürürken, Fransız kralının İspanyollara karşı yardın istemesi üzerine Barbaros komutasındaki Osmanlı Donanması, Fransızlara yardım için Marsilya’ya gitti. Barbaros, Ocak 1543’te 150 gemi ve 30 000 mürettebatla Marsilya’ya ulaştı ve büyük törenlerle karşılandı. Osmanlı Donanması, Fransa’nın Toulon şehrinde ele geçirdi. Bahar geldiğinde Osmanlı Donanması İspanyollardın elindeki birçok kaleyi alıp, Fransızlara verdi ve İstanbul’a döndü.
Photobucket
Notre Dame kilisesi

Şehrin dikkat çeken eserleri arasında Paris’teki zafer anıtının benzeri, Monto Kristo adasındaki tarihi hapishane, Bazilika’nın tepesindeki, Notre Dame kilisesindeki, Meryem ve çocuğu heykeli şehrin her yerinden görünebilecek kadar büyük.Buradan şehir kuşbakışı çok güzel gözüküyor.Akdeniz’in en büyük ticari limanı olan ‘Le Vieux-Port’da Marsilya’da bulunmakta.

Photobucket
Bastia limanı

Korsika
Yüzdük yüzdük sonuna geldik derler ya, Korsika Fransa’nın en güneyindeki ada.250 bin kişinin yaşadığı adaya Marsilya ve Nice’den kalkan Feribotlarla gidilebiliyor.Kuzeyden geliyorsanız ilk liman Bastia.
Paoli Müzesinden sonra şehir dışındaki, Prato Vadisi ve Ponte Leccia ve müthiş güzellikteki otantik Prunete, Cervione ve Pidicroce köyleri görülmeye değer.Korsika Adası’nın tarihi ve kültürel başkenti Corte.Mini trenle şehir turu atabilir, Corte Kalesini gezebilirsiniz.Şehrin doğal güzellikleri Scala Santa Regina , Vergio Vadisi, Evisa görülebilir.Küçük fakat sevimli Porto, Ajaccio,Bonifacio,Porto Vecchio yerleşim merkezleri görülebilir. Kalker kayaları üzerine inşa edilmiş büyüleyici kale şehir Bonifaci mutlaka görülmeli.
Photobucket
Korsika bir Akdeniz adası

Gezimizi burada noktalıyoruz, Fransa’nın şu anki durumunu özetlemek gerekirse, Fransa 65 milyona yaklaşan nüfusa sahip, yaşam ortalamasının 80 yıl .Bütçesi 1970 yıllardan beri sürekli açık veren, bunun içinde bir yandan askeri harcarlarını kısarken, diğer yandan vergileri artıran bir ülke.Nüfusunun % 10 Müslüman oluşturuyor ve sürekli Afrika’dan göç alıyor, aynı zamanda kanunların esnekliğinden dolayı mülteci akımına uğramış.

Kanunlar mülteciler için çok esnek, Fransa’ya adım attan kaçaklar mülteci statüsünde olduklarından başvuruları inceleniyor.Olumlu veya olumsuz karışılabilir fakat o süre zarfında sınır dışı edilemiyorlar.Kaçak olarak dolaşanlar yakalandıktan sonra gözaltına alınıp, “ülkene geri dön” diyerek salınıyorlar.Sınır dışı edilmeleri için 3-4 kez yakalanmış olmaları gerekiyor.Bu esneklikler Fransa’yı bir mülteci cenneti haline sokmuş.Türkiye, “bizim ülkemizde insan hakları ihlal kalmadı” diyerek, Türkiye’den mülteci girişin engellemiş.Fakat başka ülkelerden sürekli gelenler oluyor. Fransa’da on yıl kaçak olarak yaşadığını kanıtlayabilenler, “atık uyum sağlamıştır” denilerek vatandaşlığa alınıyor.Bu da yabacılara ülkeyi cazip duruma getiriyor.

Photobucket
Mülteciler

Türkiye’den turlar ülkenin belli yerlerine götürüyor ki bunlar Paris, Lyon, Nice’dir.Fakat bu şehirler dışında da ülkenin görülecek güzel yerleri var .Fransaya çok uygun fiyatlarla uçak bileti bulmak mümkün.Tavsiyem o dur ki, nu ülkeyi gezmek isteyenler, turlara bağlı kalamadan kendi programlarını yapsınlar ve zamanları da müsaitse baştan başa dolaşsınlar.Korsika’dan, Sardinya adası, İtalya, Roma, Napoli, Bari üzerinden Yunanistan’a Atina’ya oradan, adalar üzerinden deniz yoluyla veya kardan Türkiye’ye dönülebilir.Ben öyle yaptım, biraz zahmetli olsa da değişik yerler görmek açısından gayet güzel.